giyotin ağızlı aşklar mı var ki körelsin be elfida
her giyotin kaç can almış bilir misin
oysa aşk tek kişilik bir hücre olmalı.
yürek onsun pagada
bakışlar sahte maganda
ölmek elfida,yine ölmek...
aşk değil dirilmek...
bırak giyotini kan aksın
vampirler yaşamalı(mı!)
elfida
Tarih: Sal Ağu 21, 2007 11:29 pm Mesaj konusu:
[b]Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar cok şeyim vardı ki...
Gidersen iyiye dair ne varsa icimde yitirecegim hepsini.
Gidersen sönecek icimdeki ates
ve bir daha hic kimse yakamayacak.
Gidersen karanlıga mahkum edeceksin gözlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedecegim" diyecektim sana.
Konusamadım...
Gittin...
Gidisini görmemek icin gözlerimi kapattım.
öylesine acıdıki icim, tutup koparsalardı kolumu,
bacagımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yas olup akmalıydı gözlerimden.
Aglayamadım...
Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa,
tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylasmaktı.
Anlatamadım...
Gittin...
Gidisini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim degil miydi her dokunusumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek icin biriktirdigin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım...
Gittin...
Bir yikim gibiydi gidisin
Sen adim adim uzaklasirken benden
Cöküp kaldi bedenim oldugu yere
Nice terk edislere dayanan yürek bu kez yenilmisti
Bu kadar zayif degildim ben kalkmaliydim.
Kalkamadim...
Gittin...
Oysa geldigin gün gidecegini biliyordum,
hazirdim gidisine,
Kacak zamanları yasiyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidisinin ertesi günü
Hayatıma kaldıgım yerden yeniden baslayacaktım.
Baslayamadım...
Gittin...
Bir sey söyledin mi giderken?
Kal dememi istedin mi?
Son bir kez seni seviyorum dedin mi?
Bekle beni döneceğim diye umut verdin mi?
Beynim öylesine ugulduyorduki,
Duyamadım...
Gittin...
Nereye gittiğin önemli degildi,
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felc ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...
Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandıga koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu ask noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgecmeliydim.
Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küregi kaybolmus sandalda
Dev dalgalarla bogulan bir denizciyim şimdi.
Bil ki sevmekten vazgecmedim seni,
Bil ki seninle birlikte dostluguda taşıyacağım yüregimde
[/b]
HopLeS
Tarih: Prş Tem 26, 2007 7:41 pm Mesaj konusu:
kalp her zaman kanayan bir organdır ama maneviyatta ama hiç kanamayı durduramassın akar gider şelale gibi...
Aşk ikidir sevgi bir;
Aşk yalan,sevgi gerçektir.
Aşk sudur,sevgi susuzluk.
Bu yüzden sevgi hasrettir,
Özlemektir,beklemektir.
Asıl maharet:
Susuzken suyu içmek değil
Karşısına geçip seyretmektir.
Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak;
Aşk açmaktır,sevgi katlamak.
Sevgi saklamaktır
Yüreğini,gözlerini
Ve de ellerini saklamak
Bahar geldiğinde…
Bir çiçeğe,yeşile,çimene
Aşık olamazsın ama seversin.
Arkadaşına aşık olamazsın
Ama seversin.
Toprağa fidanı aşkla değil
Sevgiyle dikersin.
Sevgi için ölünür,aşk öldürür.
Aşk kıskançtır,nankördür
Sevgiyi öldürür.
Aşk Kabil’dir,sevgi Habil.
Aşkla sevgi aslında kardeştir
Babaları insandır,Adem’dir
Aşk için şiirler yazarsın,
Şarkılar yaparsın;
Sevgiyi anlatamazsın.
Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
Kalbini aşka kapatabilirsin
Ama sevgiye kapatamazsın
Sevgi gizli,aşk aşikardır.
Yüz vermeyince unutursun
Sen aşığım diye daha kendini kandır.
Dedim ya sevgi gerçek,aşk yalandır.
Dahası da var:
Aşkın gözü kördür,
Fazla naz aşık usandırır;
Aşk oyun,aşık oyuncaktır.
Sevgi ise yaşamdır,hakikattir.
Aşk aceledir,
Sevgi usul usul sabırlıdır.
Acele işe hem şeytan karışır.
Aşk ateşlidir
Çünkü hastalıklıdır.
Sevgi ılıktır
Çünkü sağlıklıdır.
Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
Aşka ve sevgiye dair…
[/i][/b]
elfida
Tarih: Sal Tem 24, 2007 6:45 pm Mesaj konusu:
[b]Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar...
Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz.
Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz...
Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar...
Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında...
Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla...
O'nu büyütmekten korkarak...
* * *
Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın...
Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin... Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde... Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra...
Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. "Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden... Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız.
Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet...
100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle...
Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde... Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar...
Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden...
Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik.
Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe... "Ha doğdu, ha doğacak" denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için...
Sonra nisan geldi...
Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu... içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu...
Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün...
Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere...
...Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun...
* * *
Bu yüzden izin istiyorum sizlerden... Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor.
Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet...
Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar... Ve sımsıcak dostluklar...
Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma... Yeni Yüzyıl'ın ilham verdiği baharlar çağırıyor.
Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet...
O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için...
Hep beraber...
CAN DUNDAR
(ben bayılıorum bu adamın yazılarına ya)
[/b]
elfida
Tarih: Sal Tem 24, 2007 5:26 pm Mesaj konusu: ....körelmiş aşklara......
[b]İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır”, der Dostoyevski…
Veda acısı, kabuğunu soyar insanin; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.
Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler.
Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.
“Ölene kadar” diye söz verilmiştir, ama “ölüm yolunda” başka tercihler belirmiştir.
Kararsız prensesin vicdani azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı “aklini başına” al diye fısıldar kulağına; haytası ise “kalbinin sesini” dinle diye çekiştirir eteğinden.
Hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar.
“Ama”yla biter alelade iltifat cümleleri: “Sen iyi bir insansın, ama arkadaşların kötü”, “Seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim”, “Ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim” vs..vs..
Sonra gelsin uykusuz geceler… bir türlü karar verememeler…
Ruhen gidip gelmeler…
“Hele biraz daha zaman geçsin” diye nikâh ertelemeler…
Birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler kollamalar..
“Aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz için’e kendini kandırmalar.
Sonrası hep aynı:
Bekleyenin “Hani sonbaharda buluşacaktık. Hazan geldi geçti, sen gelmez oldun” sızlanmaları…
Beklenenin “Geliyorum az kaldı” oyalamaları…
Bittiğini bile bile işi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten batağa saplanmalar…
Terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar…
Veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler…
Üzgün görünmeler… bağış dilenmeler…”…ama kaçınılmazdı” demeler…
“Sözünden caydın” yakınmalarını “Sen de eski sen değilsin.
Değişmişsin” diye göğüslemeler…
…asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler…
Ve son sahne:
Terk edenin o mahcup “Gönlüm başkasında” itirafına karşılık terk edilenin kırık çalımı:
“uğurlar olsun! Ben yoluma devam ediyorum”.
İhanetler hep böyledir: ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az acı verir.
Ondan sonra dur durak yoktur:
Güvenilmez aşık, sevdikçe kiran, gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan bir dervişe döner.
Artık acılara hapsolmuştur: Buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin ah’i tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına kapanacaktır.