| Yazar |
Mesaj
|
| nurullahburcun |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 2:32 am Mesaj konusu: kuyu...... |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
şehrin her tarafı yıkılmıştı, çoçuktum daha, ihtiyarlamadan az önceydi ve ellerimde kuş ölüleri, toprağı eşeliyordum ceset kokuları arasında. mezarlıklarda, kuş cıvıltıları vardı önceleri ve şenlik alanı gibiydi çocuklara. oysa koku vardı şimdi, ölüler orta yere serilmişti ve avucumda birikmişti kuşlar. ağlıyordum. herkes ağlıyordu. altımı ıslatmıştım gündüz ortası ve annem hiç kızmamıştı. anımsamak güç.
zaman nasıl geçiyordu anlayamıyordum; önde yürüyordu galiba ve biz geride kalmıştık. koştuk, koştuk, koştuk ve vardığımızda yeni oyunlar öğrenmişti çocuklar, bir köşede izlemek zorunda kaldık. çocuklarımız, sanırım; başka çocuklardan öğreneceklerdi bu oyunları. bu oyunlar gibi çok şeye yaban kaldık.
çocuktum daha ve ihtiyarlamadan az önceydi galiba; bir şeyler yaşanmıştı anlayamadığım.
En son nurullahburcun tarafından Prş Arl 14, 2006 6:41 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
| hevido |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 2:48 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
çocuktuk bir yerlerde.çocuktuk çoğul zamanların yoksulluğunda.
çoğulduk kuşların cıvıltısında.
kundağımızdaydık.altımıza kavrulmuş sıcak topraklar koyuluyordu.sıcacıktı,orada öğrendik sıcak hayaller kurmayı.
biliyorduk dışarısı soğuktur,yoksa donacak hayallerimiz.
bir karga bir kargayı gömüyordu.ortalık leş kokmasın diye.
ve toprağa gömüldü ilk abimiz habil.
kuşlar yine öttü,kargallar hiç ihtiyarlanmadı.
kuşları vurdular sonra kanatlarından.kan aktı gökyüzünden üzerimize.
ateşler vardı alevleri bulutlarla at başı.
yanık kokusu yakıyordu genzimi.
yanan tenimizdi, kokan ruhumuz.
ama çocuktuk hâlâ ,hayallerimiz sıcak.
oynamaya ölümle devam diyorduk. |
|
| Başa dön |
|
 |
| unfaithful |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 5:48 am Mesaj konusu: |
|
|
 bingöllü üye
|
çocuktuk daha elimizde kemikten misketler yuvarlıyorduk,
çocuktuk daha yagmur altında çıplaktı ayaklarımız,
ve çocuktuk kolumuzdaki kazagı mendil yeri yapmıştık,
çocuktuk kaybolmuşlukla ,az ışık altında ve unutulmuşlukla birdik..
çocuktuk ,kaşıgın eline gelen kısmını zor tuturdık,
çocuktuk nasıl olacagını bilmedigimiz dünyalar vardı önmüzde
çocuktuk çocuklardık ,biraz yanlız biraz mahzun ve biraz utangaç
çocuktuk yarınlar önümüzde,yumakla oynar gibi dalga geçip kızarmış damlacaıklar atardık yarınlara
......büyüüdükkk..yarınlar büyüdüü.misketlerimiz kayboldu,ceplerimiz daraldı ,ellerimiz büyüdü ceplerimize atmaz oldukk....sisli ve belirsiz sabahlarda uyandık..... |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 6:27 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
sonra yarım kaldı her şey, tıpkı çocukluğum gibi; aşklarım, dostluklarım ve hayallerim. yollar yürüdüm, şehirler dolaştım, ölülerle tanıştım; yaşıyorlardı hala, öleceklerine inanmadan.
yüzüme gözüme bulaştırdım neye başladıysam, şimdi; ellerim çocukluğumdan kalma titrekliğiyle tutuyor sigaramı, ölmeden az öncedeyim. anlatacağım elbet, hak vereceksiniz ölmek isteğime.
ne için yaşar insan, neyle yaşar insan ve neden keman sesinde vereme tutulup ölmekten haz alır. ölmek en büyük hazdır, bunu da anlatacağım ve siz, ölüler; beni mezarlıklara gömmeyin, köstebekler oymuş gibi durur mezarlıklar. küçüktüm, tarla sulardım bir zaman ve dilimde küfürler biriktirirdim kör farelere. açtıkları her deliği kapamadım mıydı, yarıda kalırdı işim ve her şey biraz da orda başladı, yarıda kalmaya. bir köşede kokuşmaya bırakın, çok gördüm ben kokuşmuş bedenlerden. |
|
| Başa dön |
|
 |
| Yasemin-Elci |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 7:42 am Mesaj konusu: |
|
|
 Yeni Üye

|
Sevgili Nurullah Bürçün ! hoşgeldin ! herzaman yazılarını büyük bir zevkle okuyordum ve burada da yazılarını mı desem yok yok romanını burada görmek okumak çok güzel ! bu zevkten mahrum bırakmadığın için çook teşekkürler ... yazının büyüsünü bozmadan devamını , merakla bekliyorum .. SEVGİ İLE KAL... _________________ ''GÖNÜLDE YER TUTANLAR ASIL OLANLARDIR '' |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 7:51 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| babalarının çikolatalara verecek parası olmayan çocuklar, bakkaldan çikolata aşırırlar. korkarlar ve kilotlarının arasına saklarlar cogu zaman. düşmesin diye, kasıklarını sıkarlar ve kendilerinden başkasının bilmediği gizli tapınaklarına sığınırlar. o tapınaklar ah; en kutsal mekanlardır onlara, ikona şehveti, tütsü esrikliği, hattatların özenerek çizdiği çikolata silüetleri. tüysüz velet şaşırır en cok; babasını seçmekte kendinden öte iradesi olmayan çocukların göğüslerine vurarak babalarının asaletlerinden bahsetmesine. sevmezler zengin çocuklarını ve birgün onlar gibi olmayacaklarına and içerler hallerine şükrederek. şükür nedir, kime edilir; Allah vardır, kocamandır; mezarlıkların ordan gidilir evine. evinde kocaman çikolata çeşmeleri vardır, çocuklar ardarda dizlip sıralarını beklerler ve herkese yetecek kadar çikolata vardır. |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pzr Arl 10, 2006 10:29 pm Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| gece yarısı annemin sesine uyandım, korktum; altımı ıslatmış olmalıydım. yan odadan ağlayan kadınların sesini duydum. herkesi üzmüştüm, kötü çocuktum ben, altımı ıslatıyordum. ağladım. başımı okşadı annem, kuruydu altım. elimden tutup kadınların arasına götürdü beni, yol cok uzun gelmişti, yol üstünde kocaman adamlar gördüm; tanıdık yüzler vardı içlerinde. kadınlara vardığımızda, somyenin üzerinde, yüzüne örtü çekilmişti ninemin. örtüyü sıyırıp dudaklarımı yanaklarına götürdüler ve öp dediler. öptüm. anlamadım. kardeşlerim bir köşeye çekilmişti, ben ağlamıyordum, herkes ağlıyordu. saatlerce bir köşeye çekildim, düşündüm, anlayamadım. komşumuzun oğlu vardı Ali, oyunbozan bir çocuktu, o da gelmişti ve bir aralık beni dürtüp ağla dediğini hatırlıyorum. sonra cami, mezarlıklar ve günlerce evimizden ayrılmayan sinir bozucu kadınlar, adamlar. hatırladığım en son şey, herkesin avuçlarını açıp bir şeyler mırıldandığı aralıklarda, onlara eşlik etmememin sonradan çocuklar arasında alay konusu edilmesiydi. |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 3:01 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| mektebe giderken, yönetmeliklerin kılık kıyafet tarifesine uymuyordu önlüğüm. abimden kalma, siyah bir önlük giyerdim ve diğer çocukların önlükleri maviydi, deniz mavisi de değil, gök mavisi de. ama, maviydi işte, bir yerlerde aynı tonlarda mavimsi bir şeyler vardı elbet. ben de istedim mavi olsun önlüğüm, olmadı. ağlamadım ama. çizdiğim elele tutuşmuş çocukların önlüğünü hep maviye boyadım. ilk mekteb çabuk bitti, ton değişti mavi, kiremit rengi takımım uymadı yine abimden kalma; lacivert ceket, gri pantolonluların arasına. alışıyor insan, kendine daha çok alışıyor başkalarına kıyasla. kabuğuna çekilip seçmeye başlıyor, dışavurumcu yanlarını. çok insan oluyor, bir insan. hayır yalan diye bir şey yoktur; yaşanmamış anlatılar içimizdedir bilirim ben. yaşamışızdır bir zaman, kimse bilmeden. |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 3:47 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| lise sıraları hakedişti biraz, haketmek birilerinden iyi bilmekti bazı şeyleri galiba. yok ama, böyle olmamalı, yabana atılan emekler mukabilinde. altı ıslak olanlar, kuruttular mı altlarını, middelerini hatırlarlar ve yabandırlar diğer altı ıslaklara. altımız kuru, geçiyordu habire zaman, yarın için bugün, ertesi gün için yarını feda ederek; geçmişi biriktirip, geleceği tüketerek. zaman, ah o nasıl bir fahişedir bilirim ben; fahişelerin en büyüğüdür, asla aynı günün yatağına iki defa girmeyen. |
|
| Başa dön |
|
 |
| osmankuyuldar |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 4:39 am Mesaj konusu: |
|
|
 Yeni Üye

|
[quote="nurullahburcun"]zaman, ah o nasıl bir fahişedir bilirim ben; fahişelerin en büyüğüdür, asla aynı günün yatağına iki defa girmeyen.[/quote]
ah kekem ne güzel anlatmışsın,kalem senin elinde bi başka duruyor, ne varki sorma dertliyim bundan yana..
Yine de zaman zaman duruma göre ve de kişilerin önemine, ... Fakat, bir ihtimal olarak, günahlarım yüzünden yok olsam bile o zaman da bu fahişelerin belirgin özelliği, zinayı helal kabul etme veya hafife alma demektir...vesselam |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 4:46 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| çocuktum daha, ihtiyarlamadan az önceydi. bir şeyler yaşanıyordu anlayamadığım. gri bulutların altında; rüzgar esiyordu ve şehirden ceset kokuları geliyordu, unutuyordum her şeyi. şehirden uzak, mezarlıklara yakın bir yerdi; avuçlarımda kuş ölüleri, toprağı eşeliyordum ve avuçlarımı sadece kuşlara uçmayı öğretirken göğe açacağıma and içtim. büyüyordum ve kopuktu hayat, parça parça anımsıyorum şimdi. unutamadığım bir uzun zaman var elbet, kocaman bir zaman. merdiven tırmanır gibi yaş atladığım ve düzüşmek için yüzlerini ezberleyerek tek başıma hayalleriyle yatağa girip ellerimi kasıklarımla ısıtmama sebep olan kızları içinde barındıran zaman. herkesten saklardım ve kızardım otuzbir muhabbetlerine. altımı ıslatırdım oysa çocukluğumdaki gibi ve en çok da siyah önlüğümle, kiremit rengi takım elbisemdi beni farklı kılan. kızgındım şimdi, lacivert ceketlere, gri pantolonlara. |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 5:56 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
pijamalarımın ön kısmında zımpara dukunuşlarını anımsatan lekeler oluşurdu ve pijamalarımı katlayıp yerine yerleştirmeyi sonra da annem elbise yıkamaya başlamadan yerinden çıkarıp lekelerin üzerine su tuttuktan sonra kirlilerin içine atmayı o zamanlar öğrendim. şimdi utanırım kasıklarımdan, şalvarlarımın arasında bir sarkaç gibi sallanıp dururlar ve tüm günahlarımı onlara borçluyum.
En son nurullahburcun tarafından Pts Arl 11, 2006 9:33 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
| unfaithful |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 7:44 pm Mesaj konusu: |
|
|
 bingöllü üye
|
çocuktuk ,hayatı ezberlememiz gerekiyordu.erkek çocuk babasının kaderini kız ise annenin kaderini yaşardı.kadere isyan edilirmiydi ,razı olunurmuydu tek odada bir evlilige ve hep ezilmişlige.olunmazdı elbet isyan eidlmeliydi ama şirk deil.ezbere yaşanmalıydı hayat büyüklerin gözünde,kız namus erkek güç demekti.Hep satır atlanır gibi atlanırdı bir genç kızın haylleri izin verilmezdi asla düşüncesine fikrine...
çocuktum yarın nerdeydi bilmiyordum sadece camımdan dışarı baktıgımda iki katlı binanın 25 katlı binadan daha yüksek oldugunu görüyordum .cam mı yalan söylüyordu yoksa uzaktaki nesnenin aslında küçük oldugunu gözümmmü görmüyordu.okuldan döndügümde uzun uzun binaya bakıyordum ama bu benim camımdan küçük görünürdu yakından ne kadar bu kadar büyüktü.anlamamıçtım anlayamamıştım demek zamanın kollarında büyümek gerekiyormuşşş
çocuktum süperman olmak sitiyordum kahraman olmak .bütün insanları kurtarmak istiyordum bütün bebekleriii.büyüdükçe daha zayıf oldum bu sefer kendimi bile kurtaramıyordum..... |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 9:52 pm Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
| sahi hatırlar mısınız isimleri. ben hatırlamam. ben vardım, ben olanlar vardı ve ben olamayanlar. olamamaktı bu; kaf dağının tepesinde oturuyordum ve oradan inememek değil, oraya tırmanamamak vardı. tüm yücelikleri içimde barındırıyordum, çocuktum ya da ihtiyar, en çok da arada bir şeydim. yüksek mektepler tırmandım, yoruldum, çok yoruldum. sustum ama, acziyet tepe taklak eder adamı. aşık oldum en çok, sustum, ben olamamak vardı ve tepetaklak kocaman bir düşüş. oysa çoktan düşmüşüm kuyuya ''kimse atmadı beni, ben kendim indim; bu benim kuyu Yusuf'unkinden daha derin.'' kuyu karmaşıktır, aşk gibi; karanlıktır ve yüzler göremezsiniz orda. ağlarsınız ve gözyaşlarınızla taşırırsınız gerçek dünyaya. ağlamam ben, karanlıktan da korkmam. yalnızlık kime has; kim yalnız kalabilmiş ondan başka, ne anlamı var ama ellerimin, içimde de tututanacak bir şeyim var. boynuma sarmaşıklar dolandı zamanla, soluklarım kesildi, yorgundum ama acziyet asla. kapılar sonuna dek örtülü olmalı, herkes ben olmak isteyecek ama, hiçkimse olmamalı. bir noktada herkesim ama, bir nokta da hiçkimse ben. sustum, ağlamadım, yorgun da değildim. kuyu mu ah, içinden çıkmak istemezdim. |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Arl 11, 2006 10:23 pm Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
ve yanıma birileri düştü bir zaman. sarhoştum ve ne kadar anlatsam şimdi, yarısı eksik kalacak, yarısı yalan. ağladı, taştı kuyu; bonuma halkalar geçirdim cehennemden, günahlar. sonra bir zaman kuyunun başına geldi ve içinden ne geçirdi bilmem ama;
beni gördüğünden utandığını farketmem zor olmadı. bakışlarını kaçırmak için, etrafında, üzerine cümle kurabileceği hiçbir nesneyi es geçmiyordu. neyse ki, nesneler sayılabilecek denli azdır ve susmak zamanı geliverir. başı önüne düştü birden, ayakkabılarının ucuna dikildi gözleri, ayak sesleri ruhunu alıyor gibiydi. ''şuraya otursak mı?'' dememe bırakmadan çöktü banka ve dalgaların içinde kaybolmak istercesine denizi seyre koyuldu. eski zamanlar akıyordu bakışlarından, kurduğumuz tüm hayalleri katletmiş olmanın bedeli akıyordu.
sustum. sustu.
susmak; en tehlikeli konuşmaktır çoğu zaman, susmak; ne yaşanmışsa bir zaman, alıp getirmektir geçmişin terkinden. susmak; tüm günahları affetmek, tüm bedellere razı olmaktır.
''neden cagırdım seni bilmiyorum.'' cümlesi, kesik kesik çıkmıştı ağzından. ağzından kocaman bir terkediş çarpmıştı yüzüme. tüm eski sevgililer gibi, daha iyisini bulacaktı, tüm eski sevgililer gibi aldanacaktı onca güzel yaşanmışlıktan sonra ve bir zaman yalnız kalıp, başını yaslayacak bir diz arayacaktı. neden olacak; incitir bir kadını sevildiğini duymamak.
sustum. sustu.
susmak; tüm kapıları açık bırakmaktır çoğu zaman, susmak; ''gel geleceksen, bahtiyar olur bu adam, unutur yaşamak istemeyip, yaşamak zorunda kaldığı her şeyi.'' demektir.
''konuşacak birilerine ihtiyacım vardı.'' ve kadının onuru bu denli güçlüdür işte. söylenecek tüm güzel sözleri bir anda suskunluğa mahkum edebilecek kadar güçlü. ve asla muhtaç değildir bir kadın, bir erkeğin sevgisine, gözlerine dikilmişse hele.
sustum.
ve coğu zaman, susmak; kurulacak cümleleri karşıdakine armağan etmektir aslında.
giderken, arkasından bakakaldım sadece.
muhtaçtım oysa en az onun kadar; en az onun kadar yalnız, onun kadar çaresiz. |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
|
|
|