İnsanlık tarihine baktığımızda ilkel çağ insanının büyük iddiasının olmadığını görürüz. Çünkü ilkel insanın beyni ve yüreği gelişmemişti. Derin çelişkileri yoktu. Sadece karnını doyurmaya çalışan ve doğayla mücadele halinde olan bir insan tipiydi. Ütopyası yoktu. Çünkü o yaşadığı çevreyle sınırlıydı.
İlkel insan giderek sosyal ve beyinsel olarak gelişmeye başladı. Üretici bir güç haline geldi. Kendi çağına uygun üretim sistemleri geliştirdi. Ve artık kendi tarihini yaratmaya başladı. Toplumsal yapı değişmeye başladı. Üretim sistemleri değiştikçe sömürü sistemleri de kuruldu. Ve insan sömürüden kurtulmak için özgürlük kavramını yorumlamaya başladı. Ve ütopyasını belirledi.
Ütopya, bireyin ya da toplumsal sınıfın kendi kafasında oluşturduğu ve gerçekleştirmediği ama eylemlerini ona göre belirleyen bir yaşam tasarımıdır. Ütopya bireyin ve toplumun duruşunu belirler aynı zamanda. Ütopyası yani gelecek düşü olmayanlar bir toplumsal kaosa neden olurlar.
İnsanlık tarihi ilerledikçe karşımıza çelişkileri artan birey ve toplumlar çıkar. İnsanların ütopyalarını gerçekleştirmeleri artık daha zor ve daha fazla emek istiyor. Ortaçağdan sonra gelişen kapitalizm ve onun uygulama alanı olan sömürgecilik insanları bedenen ve ruhen sömürmeye başlamıştır. Kapitalizm yeni bir birey tipi belirlemiştir. Bu birey, toplumsal sorumluluktan kopmuş, ahlaki değerlerini yitirmiş,kendini kaybetmiş ve üretici kimliğini yitirip tüketici hale gelmiştir. Kapitalizm artık içselleşmiş bir yaşam tarzı haline gelmiştir. Kapitalizmin yarattığı birey, yabancılaşan ve bunun sonucunda kimliğini kaybeden bireydir. Bu birey ütopyasını yitirir ve hiçleşir. Kimliğini kaybeden birey güçsüzleşir. Bu güçsüzlük, bireyin kendi yaşamının ve toplumsal gidişatının ipini elinden kaçırmışlığıdır. Kapitalizm kimliksizleştirdikleri bireylere yeni kimlikler yükler. Bu noktada iktidara bir teslimiyet başlar. Toplumun büyük bölümünün toplumsal yaşamın yönlendirilmesi ve geleceğin biçimlendirilmesi üzerindeki denetimi kaçırdığı noktada iktidar olgusu ortaya çıkar ve gelişir. Kapitalist çağın insanı bu bakıma biat etmeyi öğrenmiş insandır. “Yabancılaşmadan kasıt, kişinin kendini yabancı olarak duyumsadığı deneyim tarzıdır.” demektedir Erich Froom. Froom bir başka tespitinde yabancılaşan bireyi şöyle belirtmektedir.” Kişi kendisine yabancılaşmıştır, kendini dünyanın, kendi edimlerinin yaratıcısı olarak görmemektedir-tersine edimleri onun efendisi haline dönüşmüştür, onlara boyun eğer, hatta tapınır. Yabancılaşmış kişi kendisiyle yada ötekilerle temas halinde değildir. Kendisiyle ve dünyayla üretken bir ilişki kuramaz.”
Bugün çevremize şöyle bir baktığımızda avare tiplerin, serseri ve lümpen kişiliklerin, dünya ve dünya sorunlarına ilgisiz kimliksiz tiplerin çevremizi kuşattığını görürüz. Bu kapitalizmin yarattığı insan tipidir. Olaylara tepkisizdir. Güdülerine tutsak olarak yaşayan nesneleşmiş bir bireydir.
Bu karmaşayı ve belirsizliği çözecek en büyük güç , ütopyasının peşinden koşan ve onu gerçekleştirmek adına mücadele eden gençliktir. Gençlik, fiziksel, ruhsal ve düşünsel olarak hep ileriye açıktır. Kapitalist sistem bu nedenle gençlik üzerinde çok durmuş ve düşünsel ve ruhsal yapısını kendisine göre şekillendirmeye başlamıştır. Çevremize baktığımızda büyük oranda başarılı olduğunu görürüz.
Bu anlamda baktığımızda gençliğin en büyük düşmanı olarak, onun beynini, yüreğini ve ütopyasını öldüren kapitalizmdir. Gençlik ancak kapitalizme verdiği mücadele sonucu kimliğini kazanır.
Günümüzde gençliğin içinde bulunduğu duruma baktığımızda gençliğin kısmen de olsa politik mücadelenin içinde olduğunu; fakat politik amaçlardan uzak olduğunu görürüz. Bir amaca göre yapılandırılmamış. Bunun için güçlü tepkiler vermekten uzak bir gençlikle karşı karşıyayız. Düşünemiyor, derinleşemiyor. Gençlik zorlanıyor. Zorlandığı zamanda çıkış noktası olarak aileye ve düzene dönüyor. Bu durum sonrası kendini tam tanımlayamadığından dolayı eriyen ve biten bir gençlikle karşı karşıya kalındı. Gençler arasında uyuşturucu madde bağımlılığının ve hırsızlık olaylarına karışmanın giderek artması bunun en somut örneğidir.
Ama her şeye rağmen direnen bir gençlik var. Koşuşturan ve çabalayan bir gençlik var; ama adım atamayan bir gençlik de var. Koşuşturup enerjisini boşa harcayan bir gençlik var. Gençliğin çok büyük sorunları da var. Kapitalist sistemler gençliğe hep potansiyel suçlu olarak görmektedirler. Gençlikteki değişim ve dönüşüm enerjisi onları devamlı korkutmuştur. Gençliğin her şeyden önce düşünmeyi öğrenmelidir. Bilimi, tarihi, ve felsefi araştırıp inceleyen bir gençlik modeli oluşturmalı. Çünkü okuyup araştırmayan gençlik ezberci düşünceyi yıkamaz. Yeni şeyler düşünmekten korkar. Ve dar bir çevreye sıkışıp oradan çıkamaz. Özgür bir kişilik ancak düşünmeyle olur. Gençlik artık kendi önemine varmalı ve ütopyasının peşinden koşmalıdır...
siteye yeni üye oldum. yazılarımla burda olmaya çalışacağım. ve ben bazı seylerin hiç zaman kaybetmeden tartışılması taraftarıyın. bu nedenle burdayım. saygılar
Bu forumda yeni başlıklar açabilirsiniz Bu forumdaki başlıklara cevap verebilirsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız