| Yazar |
Mesaj
|
| Yasemin-Elci |
Tarih: Pts Oca 08, 2007 6:08 am Mesaj konusu: Yüregimizi aç bırakıyoruz... |
|
|
 Yeni Üye

|
yüreğimizi aç bırakıyoruz.... Bazen hayatı karıştırıyoruz, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, acı ile tatlıyı, sevgi ile nefreti, yaşam ile ölümü...İşte bu da öyle bir şey, nerde başlıyor hayat karıştırıyoruz ...
bazen zıtlıklar bile özdeşleşebiliyor, nasıl bir şeydir bu bilir misiniz?
Hayata neresinden bakarsanız bakın bir yerde güneş yine batıyor ve yeniden doğuyor....Bir şekilde sürüyor hayat...Kimilerine göre bir çember etrafında dönmek hayat demek, kimilerine göre o çemberi döndürmek....Neden sürekli dayatılanı yaşıyoruz?
Neden bir çember ve çevresinde dönen insanlar var ve bu çemberi, yalanıyla, hilesiyle, hırsıyla, insanları bir deney faresi gibi kullanan zihniyetler...Kim suçlu?Kimin suçu bu?Hayat mı?...En kolay cevap bu...Aslında bunun suçlusu bizleriz, kendimiz...Kendilerini bir yerlerde bırakıp dönüşebilen insanlar...Dönüştükleri hayatlarda bir şeylerin eksik olduğunu unutan insanlar...
Ne eksik biliyor musunuz?
Kendimizi sevemiyoruz biz ve kendimizi sevemediğimiz için başkalarını da sevemiyoruz...Ya da sevgiyi sadece tv.deki aptal dizilerde yaşayan yalancı hilekar karakterlerde yorumluyoruz...Zengin adamın mutsuz oğlu fakir kıza
aşık olur...Ama bu nasıl olur, bir burjuva ve fakir kız...seyredin entrikaları...birde utanmadan bu dizilerin adının içine sevgi ve aşk kelimesini koyarak kirletiyorlar...Seyredenler ise gerçek sevginin anlamını unutup, bu aldatmacalarla yaşayamadıklarını dizi kahramanlarına yüklüyorlar, ne kadar acizce...
Sürekli bir şeylerin sahibi olmak istiyoruz ve bu sahip olmak istediğimiz şeyler hep madde üzerine, ya çok paramız olsun yada iyi bir evimiz olsun isteriz, içinde de çok pahalı eşyalar. Ne kadar pahalı olursa o kadar iyidir çünkü..Ya da arabayı bir araç olarak göremeyiz, hep daha iyisini, daha konforlusunu, daha fiyakalısını isteriz,
ya da arkadaşımıza ait olanınkinden daha havalısı olsun isteriz.Doymuyoruz biz, doğuştan aç mı geliyoruz dünyaya?..
Doymak bilmeyen midemizi doyurmak için yüreğimizi aç bırakıyoruz....
Oysa sahip olunacak o kadar güzel şeyler var ki, belki soyut, ama somut olandan daha değerli...Mesela neden gökyüzünü sahiplenmeyeyim ki, ya da bir yıldız neden benim olmasın ki, ya sevgi benim olsun ya da ben sevgi olayım...durmadan akan
bir nehir, sonsuz mavi neden benim olmasın ki?
Bir şeylere sahip olmak için dokunmak mı gerekiyor?Her dokunduğumuzu kirletiyoruz, dokunmamak daha iyi...
Her şeyi bir kenara bırakıp bir dakika düşünmek yeterli anlamak için....Ne kadar taparsanız tapın maddeye, ne kadar köle olursanız olun yalan hayatlarınıza, bir gün ölümdür sonumuz ve o soğuk taşa sadece adımız yazılacak....Yaşarken sadece midenizi doyurmak için yaşarsanız yüreğiniz hep aç kalacaktır, bu sizi öldürmez belki ama insanlığınızı unutturur....
Unutmak için neden yaşayalım ki?.... _________________ ''GÖNÜLDE YER TUTANLAR ASIL OLANLARDIR '' |
|
| Başa dön |
|
 |
| Yasemin-Elci |
Tarih: Pts Oca 08, 2007 6:09 am Mesaj konusu: |
|
|
 Yeni Üye

|
İnsan, kendi sorunlarıyla baş edebilir ve kararlarını kendi uygulayabilirse, kendini daha güçlü hisseder.
İnsan, dış etmenler tarafından engellenmedikçe kendi yönünü seçebilme yeteneğine sahip olan bir varlıktır.
Kendini iyi tanıyan insan, kendini daha çok kabul ettiren insandır.
Kendini tanıyan kimse, gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır.
İnsanın kendini tanıyabilmesi, kendi gücünü keşfetmesine bağlıdır bunun için, insan yaşantısını ve yaşantısındaki değişimi gerçekleştirecek gücü kendi denetimi altında tutmalıdır. Bunun için kendine yeteri kadar özgüveni olmalıdır..irade olayıda lazım tabiki.
Sorumluluk bir başkasına ya da yaşam tarzına devredilmemelidir.
hızlı bir şekilde öğrenmeye ve çevrede olup bitenleri anlamaya çalışılmalıdır.
gerilim denetim altına alınmalıdır. aşırı baskı altında kalmak kadar, tümüyle stressiz olmak da sakıncalıdır.
aşağılık duyguları içinde, insan, kendi gücünü aşan girişimlerde bulunmamalıdır.
Değiştirilemeyecek koşullar belirlendikten sonra, yaşantının geri kalan kısmı, insanın kendi kararları doğrultusunda şekillendirilmelidir.
değişim isteğine karşı koyan, eskisi gibi davranma davranışının yenilmesi gerekir.
İnsanın haklılığını savunacak sözü olmalıdır. Bu, korkaklıkla yani pasiflilikle saldırganlık arasında bir yerdir. Bunun yeri doğru belirlenmelidir .
İnsan olaylar karşısında soğukkanlı olmalıdır. deveyi yardan uçuran bir tutam ottur ya da öfkeyle kalkan, zararla oturur. sözler unutulmamalıdır.
davranışların sözler kadar etkili olduğu, beden dili kullanılarak gösterilmelidir.
İnsan ilişkilerinde, iyi olan bütün gücün gösterilmesi gerekir.
yaşamak için bir amaç edinmek, değişiklik yapma sorumluluğunu sürekli duymakla olacaktır. _________________ ''GÖNÜLDE YER TUTANLAR ASIL OLANLARDIR '' |
|
| Başa dön |
|
 |
| Yasemin-Elci |
Tarih: Pts Oca 08, 2007 6:10 am Mesaj konusu: |
|
|
 Yeni Üye

|
Kişinin Kendisi Gibi Olması: İnsanlara karşı açık ve berrak olmak içi dışı ve özü sözü bir olmaktır. Dürüstlük, içtenlik ve doğruluk anlamına gelmektedir. Yani, içimizden geçenleri doğru olarak algılamak, öz benliğimizle ilişki içinde olmak, yaşadığımız duyguların farkında olmak ve bu duygularımızı, uygunsa karşımızdaki kimselere aktarmak demektir.
saydam olan kişinin öfkesi, sevinci ve kaygısı sözlerinde ve mimiklerindedir. özü sözü bir olan insanla daha rahat yaşanır.
bir insan ne kadar uyumlu olur ise, ne kadar özü sözü bir ise, ne kadar özentisiz ve yapmacıksız ise, onunla o kadar rahat ve olumlu bir ilişki kurulur........................................... _________________ ''GÖNÜLDE YER TUTANLAR ASIL OLANLARDIR '' |
|
| Başa dön |
|
 |
| nurullahburcun |
Tarih: Pts Oca 08, 2007 7:01 am Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
ya da arasında sıkıştığımız; iyimserlik-kötümserlik karmaşası. bir kıssa bir hisse meselesi üzerine olanın olacaklara öncekilerden kıyasla nasıl yön verebileceğinin üzerine fazlasıyla düşüp, olacağa harcanmak. oysa zaman dördüncü boyuttur ki aklın sınırlarını zorlayabilecek kadar kalabalık ihtimaller barındırır içinde.
hani, çemberin üzerinde hangi noktayı alırsanız alın da merkeze uzaklığı hep yarıçap kadardır ve yaşam çemberinin üzerinde ölüm merkezli bir hayatın içinde hiçbirimiz daha yakın ya da daha uzak değilken ölüme, ne kadar akıl karıdır an'dan cayıp coğullaşmak.
pozitivizm bir akımsa negativizm diye bir şeyden bahsetmemiz de mümkündür kanaatimce ve ortada yer almak iyi değil, uçlarda yer almak da tehlikeliyse, neden çapının tamamını olgunlaşmış bir ben'le doldurduğumuz bir hayatın daha da makul olabileceğini kabullenmiyoruz bir türlü ve ben'i başkaları harap etmese de illa biz kıyasa kaçıyoruz ve çemberin üzerini daha ölmeden toprakla örtüyoruz. bu anlamsız, bu saçma ve bu ben'e kendimizin verdiği zarardan başka şey değildir.
üzgünüm ama, çoğumuzun farkında bile olmadan hayatlarının içine soktuğu hisleri öğrenme çabası da bu kıyas merhametsizliğinin içinde ve bizi başkalarını hayatlarını yaşayan dublörlerden başka şey yapmaya yaramıyor ki; utanmalıyız kendimizden, başkalarından görüp öğrenmekle geçirdiğimiz bir hayatı profesyonelce yaşamışlık zan'nı bizi aşşağılayan diptir.
belki klasik gelecek ama human'ın üç aşamalı olgunlaşma sürecinin içinde(biyolojik ihtiyaç, sosyal ihtiyaç ve kendini bulma) en başından israfa kaçmaya aynen devam ettikçe asla human'laşamayacagız ve sadece et parçaları olarak geldik, aynen öyle örtülecek üzerimiz. |
|
| Başa dön |
|
 |
| hevido |
Tarih: Pts Oca 08, 2007 9:10 pm Mesaj konusu: |
|
|
 Forum Yöneticisi
|
dengenin anatomosini çözerek işabaşlamak ve ruhun alt yapısını oluşturan etmenlerin kemikler arası dolumunda bir yaşamı çizmek ve bunun peryodik/zamansal olarak bir süreçte işlemek lazım.
ki made-mana ya da pozitif-negatif dediğimiz şeyler doğru orantının kurulmasıdır.
mutluluk,şeffaf bir ruhun,katı ama sağlam bir maddede(vücudumuzda) yerleşip,dürbünlerle(hayal ve düşünce ile) mekanı ve zamanı izlemektir.
yani kendi oranında oraya hükümran olmasııdr.bu aynı zamanda dış etmenlerin kontrolü anlamına da gelmektedir.
ki tümden etkisiz bir hayat imkansızdır.
insanlar iradi ya da gayri iradi bir takım olumlu ya da olumsuz etkilerde kalmaktadır.
insanlaşmak salt düşüncede diretmek,ya da kemikleşmiş bir yaşamı savunmak değldir ve olamaz.
olması gereken dengenin olmasıdır.
ruh, beden tahtında otağını kurarken bedene teslimiyeti tümden söz konusu değildir..ama bedene bağlı da yaşama zorunluluğu vardır.
bu made ve mananın kurmuş olduğu kârlı bir şirkettir.
mutluluk kimi zaman yalnızlıklarda sayıklamakta,kimi zaman maddede kaybolmakta kimi zaman da ruhun açlığında gizlenmektedir.
mide ne kadar açlıkla kıvranıyorsa ,ruh da o kadar açlığı hisediyordur..
mesela jabonya en gelişmiş ülkelerin balında gelmekte.
maddi anlamda bir sıkıntılarının olduğunu sanmıyorum.ama japon gençleri toplu intiharlarla yaşama veda etmekte.bunun cevabı ne olaki?
matematiksel bir gerçek olarak bir noktada saysısız doğru geçmekte,ama iki nokta arasında yalnız bir doğru geçmekte.bu örneği sonsuz mutluluk çeşitlerinin var olduğunu söylemek için verdim..
ve ölmek yaşama en büyük dengedir.nasılki bedenimiz geldiği yerle bütünleşiyorsa ruhumuzun da bütünleşeceği,gideceği bir yerler vardır. |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
|
|
|