| Yazar |
Mesaj
|
| KARAEWLIYA |
Tarih: Cmt Tem 12, 2008 6:49 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALANDAN ERGENEKON ACIKLAMASI |
|
|
![]() bingöllü üye
|
20 günlük hücre cezası 10. güne ulaşan Öcalan, Ergenekon operasyonunu değerlendirdi. Öcalan, "Operasyon Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Ergenekoncular Rusya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok" dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir araya geldi. Edinilen bilgilere göre, Öcalan, görüşmede kendisine verilen 20 günlük 9. hücre cezasının 2 Temmuz tarihi itibariyle yürürlüğe girdiğini söyledi. Öcalan, "Hücre cezalarıyla ilgili bir çerçevenin belirlenmesi lazım. Bunun araştırılması gerekiyor, tecrübeli hukukçuların gündemine bunu almaları gerekiyor.
Benim fikirlerimi tartışmanın, konuşma hakkımın çerçevesi nedir? Bunun belirlenmesi lazım. Sekizinci hücre cezası uygulanıyor. Bu böyle devam etmez. Her söylediğime hücre cezası veriyorlar. Hangi yönetmelik uygulanacaksa bilmek lazım. Bunun koşullarının yönetmelikte belirlenmesi lazım. Duruma açıklık getirilmelidir, biz de bunu bilelim. Benim talimat verdiğimi iddia ediyorlar. Hayır, ben talimat vermiyorum, talimata ihtiyacım yok. Kaldı ki PKK'nin benim talimatlarıma ihtiyacı yok, kendine yeter. Ayrıca ben demokrat bir insanım, talimat vermem. İlgili tüm kurum ve kişilerin tabii CPT'nin de bu konu üzerinde durması lazım. AİHM daha önce ihtiyati tedbir kararı vermişti. Burada mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararına aykırı davranılıyor, bunu böyle bilmek lazım. Benim buradaki durumumla ilgili ne düşünülebilir. Susturulmaya çalışıldığım değerlendirilmeleri yapılıyordur." diye konuştu.
DEVLETTE HAKKIMDA İKİ GÖRÜŞ VAR
Öcalan, hücre cezalarının arkasında yatan mantığı şu şekilde analiz etti: "Talabani, sanıyorum ta 2003'te, "Apo, İmralı'da böyle konuştuğu müddetçe biz işimizi başaramayız, projemizi gerçekleştiremeyiz" diyordu. Sanıyorum hedeflerine ulaşmaları için benim susturulmam gerekiyor diye düşünüyorlar. Bir ara Aytaç Yalman da "Apo'yu teslim almamız, Güneyli güçlerin işine geldi" demişti. Güneyli önderlerin güçlendirilmesi için benim susturulmam gerekiyordu. Osman-Botan onlar ayrıldılar ve bunun için çok pervasızca konuşuyorlardı. Onlar, Sertaç Bucak gibi bazıları da susturulmak istendiğimi biliyorlardı. Bunların arkalarında güçler vardı, mesela Almanya vardı. Şimdi de sanıyorum benim hakkımda iki farklı görüş var; bazıları, "Apo'yu tamamen susturalım" diyor, bazıları da "hayır, bu başkalarının işine gelir" diyor. Bu konular sanıyorum halen tartışılıyor. Benim hakkımda bu konuda tam karar verememiş olmalılar."
DİREK ABD OPERASYONUDUR
1 Temmuz itibariyle daha da genişletilen Ergenokon soruşturması ve gözaltılarına değinen Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Ergenekon'da Tolon, Eruygur onlar tutuklandı, Levent Ersöz Rusya'ya kaçtı. Demek ki durum çok ciddi. Bu Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Bunlar Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Rusya'yla bağlantıları ortaya çıktı değil mi, bu yönleriyle tartışılmalıdır. Buraya gelenlerden biri de tutuklanmış. Ben onlarla defalarca görüşmüştüm. Çok katıydılar. Bunlar radikal bir gruptu. Aslında bana bir şeyler söylemek istiyordu, biraz farklıydılar. 2002'den sonra buraya gelmediler. Bu Ergenekon meselesi, bunların arasında hegemonik bir savaş var; Amerika'nın direk yaptığı bir operasyondur. Avrupa ülkeleri de destekliyor. Ergenekon'un durumu, Madanoğlu'nun 12 Mart'taki durumuna benziyor. O darbeyi planlayanlar o gün yine de direnmişlerdi. 9 Mart'ta biraz direndiler, 12 Mart'ta biraz direndiler, 60'ta biraz direnmişlerdi. Ama bunların direnecek güçleri bile yok. Hiç direnemiyorlar değil mi? Güçleri yok. Evet, bunlar hiç direnemiyor. Güçleri azalmış, destekçileri kalmamış, öyle görünüyor."
ERGENEKONCULAR ABD'YE HİZMET ETTİLER
Öcalan şöyle devam etti: "Bu Ergenekoncular, otuz yıldır Amerikan karşıtlığı yaptıklarını belirtiyorlar. Hayır, aslında otuz yıldır Amerika'ya hizmet ediyor. Amerika, otuz yıl önce onları hazırlamıştı. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok, hatta AKP bunlardan daha çok Amerika karşıtı! AKP, ABD karşıtıdır demek istemiyorum. Demek istediğim bunlar daha çok Amerika yanlısıdır. Balbay, İlhan Selçuk onlar da gözaltına alındı. İlhan Selçuk, Amerika karşıtıyız diyor aslında hiçbir şey anlamıyor. Amerika'ya nasıl hizmet ettiklerini bilmiyorlar. Doğu Perinçek, Küçük de, bunlar anti Amerikancı değil, Amerikancıdırlar. Ama bunun farkında değiller. Amerika'ya hizmet ettiklerinin farkında değiller. Tabi bu da Amerika'nın doğrudan operasyonudur, destekliyorlar."
OLAYLAR ETRAFIMDA DÖNÜYOR
"Bazı çevreler operasyonu Gladio ile kıyaslıyor ama Gladio'yu NATO kurmuştu, yine NATO temizledi. Bu operasyon ise NATO'yu aşıyor." diyen Öcalan, "Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Amerika bu konuda çok katıdır. Erdoğan direniyor değil mi, tabi direniyor. Amerika'nın desteği var. MHP, böyle durumlarda hep tarafsız kalır, yine böyle yapıyor. Kim güçlüyse ondan yana tavır alıyor. Bu bir demokratikleşme adımı da tabi ki değil. Kimse güçlü değerlendiremiyor gelişmeleri. Ben bildiğim için, olayı iyi değerlendiriyorum. Çünkü gırtlağına kadar sonuçlarını biz yaşıyoruz, bu olaylar benim etrafımda dönüyor. Bunun için konuşmamı istemiyorlar, konuşmalarımdan rahatsızlık duyuyorlar. Bu operasyon, ta 1926'da başladı. Mustafa Kemal, İngilizleri önce atlattı, nasıl atlattı, o dönem de tam aydınlatılmamış. 1926'da Mustafa Kemal'i tam kuşatmaya aldılar. Mustafa Kemal'in etrafında bir kadro vardı. Bir ara General Yamak da Mustafa Kemal'in etrafında bir kuşatma olduğunu, kuşatmaya alındığını ifade etmişti. Bu kadro tam olarak kimlerdir, ilişkileri kimlerle var, bunların Çakmak ile ilişkileri nelerdir, İnönü ile ilişkileri nelerdir, Karabekir ile ilişkileri nedir, tam bilinmiyor. Mustafa Kemal'i peygamberleştirmek istediler. Mustafa Kemal, kendisinin peygamberleştirilmesine karşı çıkıyordu."
YAHUDİLER ANADOLUDA TASFİYE YAPTI
Öcalan, şu şekilde devam etti: "Tabi bunlar çok bilinçli yapılıyordu. Mustafa Kemal'in daha sonra İsmet İnönü'ye "İsmet biz ne yaptık" dediği söyleniyor. Bunu Musul'la bağlantılı gelişen politikalara ilişkin söylüyordu. Çünkü Cumhuriyetle birlikte yeni bir ulus inşa etmek istedi. Bir yeni ulus projesi yürürlüğe girdi. Bu yeni yaratılan Türk, Türk değil. Ben buna "Türk olmayan Türk" diyorum. Bu ulus projesiyle Kürtleri dışarıda bırakıp düşman hale getirdiler. O dönemde daha Hititler, Sümerlerle ilgili araştırmalar yoktu. Yeni ulus inşa etme sürecinde Sümerleri, Hititleri araştırdılar. Bunlara dayanarak bir şeyler yapmaya çalıştılar. Yine katı bir laiklik anlayışı getirdiler. Bu laiklik anlayışı Türk kültürüne ait değil. Yeni bir "Türk" yarattılar. Ulus tasarımının İngiltere ve Hollanda'daki bazı örgütlenmeler tarafından ilk temelleri atıldı. Sonra Fransa ve Avusturya'dan bütün Avrupa'ya yayıldı. 16 Mayıs'ta Mustafa Kemal'in çıktığı yerden Kraliçe, İngiliz gemisiyle geliyor. Bunun anlamı şudur; "Biz varız, siz kontrolümüzdesiniz." O dönemde yapılan yeni ulus tasarımı, biraz da Yahudilerin bir intikamıydı. Yahudilerin 1492'de İspanya'dan Anadolu'ya sürülmesine karşılık Anadolu'daki Hıristiyanların tasfiyesine yönelik olarak geliştirilmişti. Hiçbir tarihçi bunları tam olarak açıklayamıyor. Ben ise biraz da olsun bunları çözdüm."
MİT GELİŞMELERİ İYİ GÖRÜYOR
Geçtiğimiz günlerde Abant'ta düzenlenen Kürt sorunu konferansına değinen Öcalan, "Abant Platformu düzenlendi. Kürt sorunu tartışıldı. Bunu Fethullah Gülen'e yakın olanlar düzenliyor, onların elinde, AKP'nin elinde imkân var demokratikleşme istiyorsa pratiğe yönelik şeyleri kendileri yapabilirler. Bunlar hep teoride kalıyor. Bunların pratikleşmesi önemlidir. Teorisi olup da pratiği olmayan sahtekârdır. Ya da teorisi olup da bunu pratiğe geçirmeyenler hep kullanılıyor, başkaları faydalanıyor onlardan. Ben bunu savunmamda da açımladım. Cevat Öneş, Türkiye'nin demokratikleşmesi gerektiğini belirtiyor. Doğru. Demokratik seçenek en önemli seçenektir. Türkiye'de bu konuyu en iyi araştıran ve çözümleyen, dış dünyayı en iyi anlayan kurum MİT'tir. Mahir Kaynak ve Cevat Öneş bu konuyu en iyi anlayanlardandır. İkisi de MİT kökenlidir ve ikisi de dış gelişmeleri iyi biliyor. Türkiye'nin demokratikleşme ihtiyacı var. Bu Ergenekon'un tasfiyesiyle beraber bir demokratikleşme şeyi de gelişir mi? Evet, belki olabilir. Şartlar müsait. Yeni gelişmeler olabilir. Türkiye'de ılımlı İslam projesi uygulanıyor. Fethullah Gülen onlar da bu konuya önem veriyorlar, onlar da bu konuyu çözmek istiyorlar. Fethullah Gülen'in bölgede faaliyetleri var. Ama halk arasında etkileri yok. Daha çok özel ilişkiler geliştiriyor anladığım kadarıyla. Halk arasında tabanı yoktur." şeklinde konuştu.
DEMOKRATİK KÜLTÜR YOKSA IRAKLAŞIRSINIZ
Öcalan, gelişmelerin çatı partisine ihtiyaç doğurduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "Türkiye'de güçlü bir demokratik seçeneğe ihtiyaç vardır. Onun için Çatı Partisi'nden söz etmiştim. Demokratik seçeneğin netleştirilmesi gerekir. Bunun için kendine güven önemlidir. Demokratik siyaset ve kültür akademisini bunun için tavsiye etmiştim. Akademi için büyük bir yer gerekmez, ağaçlı küçük bir bahçe bile yetebilir. Buradan yetişecek insanların zihnini demokratikleştirmek gerekiyor. Her şeyden önce bir şeyi zihinde bitirmek lazım. Beyin, vücudu idare ediyor. Bir şeyi zihinde bitiremezsen vücudunda cinselliği dahi idare edemezsin. Bundan dolayı önce demokratik kültürü zihinlerde yerleştirmek gerekiyor. Ortadoğu'da eksik olan demokratik kültürdür. Avrupa'nın ileri gitmesinin sebebi budur. Bunlarda muazzam bir tecrübe vardır. İsrail-Filistin boğazlaşmasının nedeni de demokratik kültürün olmayışıdır. Bir arada yaşayamıyorlar. Filistin buna layık mı ki bu çatışma yaşanıyor? Hayır. Ama demokratik kültür yok. AKP'nin kapatılması iyi bir şey mi? Hayır, iyi bir şey değil. Ama demokratik kültür yok. Demokratik kültür olmazsa Iraklaşırsınız. Halkların, Türklerle Kürtlerin birbirleriyle bir sorunları yok. Demokratik kültürün yerleşmesi lazım. Herkes kendi milliyetçiliğini dayatırsa çözüm gelişmez. Tek seçenek demokratik çözümdür. Bu kadar askerin ölümü iyi bir şey midir? Yazık değil mi? Halen sorunun çözümü için üzerime düşeni yapmaya hazırım."
İLK DEFA DERİN SONUÇLARA ULAŞTIM, BU SON SAVUNMAM
DTP'nin bu ay içinde ayında yapacağı kongreye de değinen Öcalan, "Anayasa Mahkemesi DTP' yi büyük ihtimalle kapatacaktır. Sanırım onlar da Kongrelerini yapacaklar. Bunlar önemli süreçler, tabii ki iç sorunlar olacak, iç tartışmalar olacak. Ama en sert tartışmalarda bile bir uzlaşma zeminine imkân tanınmalıdır. Ben savunmamda da belirttim. İki farklı medeniyet arasında bile uzlaşı sağlanabiliyor. DTP'liler de kendi aralarında uzlaşı sağlayabilmelidirler. Kongre'den güçlü bir mesajla çıkabilirler. Kendine güvenen kişiler çalışmalara katılım gösterebilmelidir." diye konuştu. Hücre günlerinde yeni bir savunma yazdığını ifade eden Öcalan, AİHM'e gönderdiği savunmada kesin ifadelere yer vermediğini belirterek, "sosyal bilimin doğası gereği öyle olması gerekir, kesin yargılar koyamazsınız" dedi. Öcalan, şunları söyledi: "Son savunmalarımda ahlak felsefesini de işledim. Son savunmam çok yetkindir. Daha önce hiç böyle yoğunlaşmamıştım. Şu an yazdıklarım da beş yüz sayfayı aştı. Kendimi övmek için söylemiyorum ama Marks'ı aşıyor. Fernand Braudel'in 'siyasi tekel' kavramından da yararlandım. Bu kavram bana epey cesaret verdi. Benim asıl savunmam budur. Bir daha da savunma yazmayı düşünmüyorum. Gerek de yok, bunlar yeterlidir diyebilirim. Hatta bin yıl yeter. Herkes yararlanabilir, bütün ülkelere uyarlanabilir. Al Hindistan'a uygula, al Afrika'ya uygula, al Irak'a, Filistin'e uygula. Ben ilk defa bu kadar derin sonuçlara ulaştım, yoğunlaştım. Bunları bir daha aşacağımı sanmıyorum. Bu savunmama ilişkin eleştirileri de almak istiyorum. Aydınların, birçok çevrenin, örneğin Frank Gunter'in fikirleri önemlidir, Wallerstein'ın görüşlerini merak ediyorum."
HALA GECELERİ UYUYAMIYORUM
Sağlık sorunlarına da değinen Öcalan, "Sağlığım eskisi gibidir, boğazımdaki sorun devam ediyor. Ondan sesim kısık geliyor. Bir de kimseyle konuşmadığım için olabilir. Sol kulağımdaki çınlama da devam ediyor. Hatta geceleri başımı sola koyduğumda uyuyamıyorum. Bazı ilaçlar kullanıyorum. Herhalde çok ciddi değildir, direniyorum" diye konuştu. Öcalan, sözlerini "Son dönem hayatını kaybedenlerin, trafik kazası geçiren Kürt siyasetçilerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Yine Raziye Zoğurlu için, ki o aile çok bedel verdi, emekleri çoktur tekrar hepsine başsağlığı diliyorum. Cezaevindeki arkadaşlara, Avrupa'dakilere, halka selamlarımı söylüyorum." diyerek bitirdi _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Cmt Tem 12, 2008 6:57 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALANDAN ERGENEKON ACIKLAMASI |
|
|
![]() bingöllü üye
|
YAŞANANLAR HEGEMONİK SAVAŞTIR
Görüşmede Ergenekon operasyonuna değinen Öcalan, "Ne ulusalcıların ağzıyla AKP'yi ne de AKP'nin ağzıyla ulusalcıları eleştirelim. Bizim tarzımız bu değil. Üslubum, tarzım bu değil. Kürtler dikkatli olmalı" dedi ve şöyle devam etti: "Bugün yaşananlar bir hegemonik savaştır. Ulusalcılar tasfiye oluyor. İlk kez oluyor bu kadar üst düzeyde generallerle ilgili şeyler. Bunların arasında Hurşit Tolon da var. Hurşit Tolon, buradan sorumlu kişiydi. Etkili bir kişidir. 1920-30'ların ideolojisi, sistemi tasfiye oluyor. Mustafa Kemal'in o zaman kurduğu sistem bugün aşılıyor. Bu yaşananlar hegemonik bir savaştır. Ulusalcılar öyle dedikleri gibi ya da sanıldığı gibi Amerika karşıtı değildirler. Bunlar Irak'taki BAAS'çılar gibidirler. Yalçın Küçük diyor ki, İlhan Selçuk en Amerikancı kişidir. Amerika ile en çok görüşebilen ve anlaşabilen kişidir. Amerika serbest bırakırsa, generaller 24 saat içinde darbe yaparlar. ABD onay vermiyor, İsrail onay vermiyor.
BU SAVAŞ AKP’Yİ VE ORDUYU AŞIYOR
Hepsi, ABD İsrail'e bağlı, onların izni olmadan bir şey yapamıyorlar. Bu hegemonik savaş, aynı güç tarafından kontrol ediliyor. Her iki taraf aynı merkezi güce bağlı. Bunlar, hem ulusalcılar hem AKP'liler ABD'ye "beni alın" diyorlar. Yani biri diyor ki ben size en iyi hizmeti yapacağım diğeri diyor hayır ben daha iyi size hizmet ederim. Bu tartışmaların nedeni darbe olup olmaması değildir. Tartışmanın temelinde Türkiye'nin demokratikleşmesi yoktur. Bu savaş AKP'yi, orduyu aşar, dışarıdan dayatılan bir savaştır. Dışarıdan kontrol ediliyor. Her iki taraf da aynı güce bağlıdır, aynı güç tarafından kontrol ediliyor ve bu güç tarafından çatıştırılıyor. Bu güç ABD, İngiltere ve İsrail'dir."
YAHUDİLERİN ROLÜ ÇOK BÜYÜK
Öcalan, bugün yaşanan tartışmaların tarihi arka planı bulunduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "16 Mayıs'ta Mustafa Kemal'in çıktığı yerden Kraliçe, İngiliz Savaş gemisiyle geliyor. Bunun anlamı, bakın biz bu kadar güçlüyüz, bu kadar gücümüz var, demek istiyorlar. Ben yakından takip ediyorum. Gazetelere baktım, birkaç gazeteci de bunu anlamış gibi. Bu hegemonik savaşın tarihi eskidir. Yahudilerin burada rolü çok büyüktür. Ben bunları dile getirirken anti semitik değilim. Yahudilerin de Ortadoğu'da demokratik bir şekilde diğer halklar gibi yer almasından yanayım. İspanya Krallığının yıkılması, Fransa Krallığı ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında Yahudi politikaları etkili olmuştur. Bu biraz da Hıristiyanlık karşıtlığıdır.
Mustafa Kemal bu ideolojiyi biraz kırmak istemiş ama güç getirememiştir. Benim Mustafa Kemal'i gündeme getirmemin nedeni budur. Mustafa Kemal bunları biliyor tam anlamak çözmek istiyor. Tarihi çok inceliyor, okuyor. Ben de tarih konusunda benzer süreçten geçtiğim için daha iyi anlıyorum. Ama Mustafa Kemal güç getiremedi, 1926'da onlarla anlaştı. Türkiye 1926'dan bu yana bu hegemonik güç tarafından kontrol ediliyor. Bu güce teslim olmuştur. Mustafa Kemal'in özgürlükçü olduğuna da inanıyorum, bağımsızlıkçı olduğuna da inanıyorum ve direndiğine de inanıyorum. O nedenle ısrarla Mustafa Kemal'e vurgu yapıyorum. Ama bırakmadılar, güç getiremedi, etrafını kuşattılar. İttihatçı kadro ile Mustafa Kemal'in etrafını sarmışlardı. Dr.Nazım, Cavit Bey onlar İngilizlerin adamıydı. Mustafa Kemal, onların bazılarını astı, onlar da bazılarını ama bir yerde durdu, yoksa her iki taraf da bitecekti, sonuçta uzlaştılar. Mustafa Kemal daha fazla ileri gidemedi, onlarla uzlaştı. İsmet İnönü onlar İngiliz yanlısıydı. Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsettiler. Ama Mustafa Kemal de kendi ideolojisini hakim kılmak için çok çaba sarf etti."
M. KEMAL'İN İDEOLOJİSİ TASFİYE OLUYOR
"Bugün Mustafa Kemal'in egemen kıldığı ideoloji tasfiye oluyor." diyen Öcalan, şu hususların altını çizdi: "Türkiye 1926'dan bu yana dış güçlere bağlıdır. Sadece '60'larda Menderes, biraz Ruslara yaklaşmaya çalıştı, onu da astılar. Dış güçler, Türkiye'yle artık bu şekilde yürüyemeyeceğini biliyor. Ortadoğu'ya tam hakimiyetleri için Ilımlı İslam ile birleştirilen bir sistem tasarlamışlar, Ortadoğu için bunu gerekli görüyorlar. Türkiye'ye yeniden bir şekil veriyorlar. Nasıl sonuçlanacak bilemiyorum. Belki de bir müddet böyle devam eder. Çünkü İsrail, Türkiye'nin böyle çatışmalı kalmasını da istiyor olabilir.
KÜRTLER TARAF OLMAMALI
Kürtler, iyi çalışırlarsa bu durumu atlatabilir. Bu hegemonik çekişmelerde Kürtler taraf olmasınlar. Kürtler ne ulusalcılardan ne de diğerlerine taraf olsunlar, çok dikkatli olsunlar, kendilerini korusunlar. Ancak bu şekilde bu kaosu atlatabilirler. Bu güçler Denizler için de onları kullandıklarını söylüyorlar. Yani Denizleri nasıl kullandıklarını anlatıyorlar."
TÜRKİYE LÜBNANLAŞABİLİR
Öcalan, iç çatışmalı halin Türkiye'yi götüreceği yer konusunda ise şu görüşleri dile getirdi: Beni Ortadoğu'dan çıkardıktan sonra Esad'ı teslim aldılar. Beşar Esad biliniyor. İran'a da birkaç hava saldırısı düzenleyecekler. Eğer Türkiye demokratikleşmezse sıra Türkiye'ye gelir. Ben 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne iki sayfalık bir yazı yazdım, hücre cezası için. Orada devlete tekrar seslendim. Daha önceki 124 sayfalık savunmamda söylediklerim halen geçerlidir, dedim. 'Ben Türkiye'de demokratik bütünlükten yana olduğumu tekrar belirtiyorum' dedim. Türkiye demokratikleşirse çok gelişir diyorum. Fakat demokratikleşmezse, demokratik adımlar atmazsa, Irak, İran, Suriye'den sonra sıranın Türkiye'ye geleceğini belirtiyorum. Türkiye'de yüzlerce etnik ve kültür yapıları var. Bu durumda demokratikleşmezse Türkiye, İsrail-Filistin, Irak, Lübnan gibi olur. Türkiye Iraklaşırsa, Lübnanlaşırsa bu çok vahim sonuçlar doğurur. Kaldı ki o zaman Ermeniler'in, Pontusların vb. birçok şeyin hesabını Türkiye'den sorarlar. Türkiye daha fazla batmamışken demokratik açılımla bu önlenebilir. Ben, Türkiye için Iraklılaşma, Lübnanlılaşma tehlikesini görüyorum."
ZAMAN KAYBEDİLMEDEN ÇATI PARTİSİ KURULSUN
Öcalan Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin üzerinden gelinmesi için de şu öneriyi yaptı: "Bunları boşuna dile getirmiyorum. Ben boşuna konuşmuyorum. Böyle bir tehlike gördüğüm için bunları dile getiriyorum. Bunun için Çatı Partisini öneriyorum. Halklar birlikte hareket etmezse, dayanışmayı sağlamazlarsa, herkes kendi etnik ve diğer kimliklerini dayatırlarsa herkes kaybeder. Bağımsızlık birbirinden uzaklaşmak değildir. Çatı Partisi, demokratik birlik için önemlidir. Herkes kendi özgünlüklerini koruyarak bir araya gelebilirler. Kaldı ki herkesin buna ihtiyacı var. Toplumların birbirleriyle çatışmasını önlemek için demokratikleşmek için bu gerekli ve önemlidir. Bu bizi kardeşleşmeye götürür. Demokratik bir toplum için sadece kardeş olmak da yetmez, halkların demokratik birliği, birlikteliği gerekir. Sol, en azından demokratikleşme ilkeleri çerçevesinde bir araya gelebilir, birliklerin sağlayabilir. Bunu başarırlarsa çok parçalı yapısından da kurtulur. Sosyalizm, Batı kökenli bir kelimedir. Anlamı toplumculuktur. Demokratik toplumculuk ilkeleri etrafında tüm güçlerini birleştirebilirler. Tüm demokrat kesimleri de içlerine alabilirler. Demokrat dindarları da içlerine alabilirler. Mazlum-Der de olabilir. Eğer buna inanmayanlar varsa, bunlar kuşkulu kişiliklerdir. Bu kişiler demokratik birlikteliği, barışa ilişkin ortak projeleri bozmak için ortaya birçok farklı yapı ve proje sunabilirler. Dikkatli olmak lazım."
OZANDILAR DEMOKRASİ MÜCADELESİ VERİYORLARDI
Öcalan, şöyle devam etti: "Denizlerin tutuklanmasından sonra başlattığımız mücadeleyle bugünlere geldik. Denizler, Mahirler, '70'li yıllardakiler, hayatlarını ortaya koydular. Hayatları pahasına Kürt kelimesini telaffuz ettiler. Deniz Gezmiş, idam sehpasında Kürt ve Türk halkının özgür birlikteliğinden ve kardeşliğinden bahsetti. Bu çok önemlidir. Hem özgürlükten hem kardeşlikten söz ediyordu. Deniz de Mahir de yapılması gerekeni yaptılar ve bu nedenle de idam edildiler. Kürt sözcüğü ilk Mahir Çayan'ın ağzından çıkmıştı. Şaşırmıştım, kim bu delikanlı yiğit diye. Onlar bunun için hayatlarını feda ettiler. Kürt Türk halkının kardeşliğine, halkların kardeşliğine inanıyorlardı. Ben de onların anısına bağlı kaldım. '70'li yıllarda Kürtlerin varlığı dile getiriliyordu ama sorun tam anlaşılamıyordu. Şimdi Kürt sorunu anlaşılıyor, herkes sorunu biliyor, mücadele etmek için iyi bir zemin var. Fakat buna inanmak, bunun için hayatını ortaya koymak gerekiyor. Sol bunları anlamazsa olmaz. Öyle sahte solla olmaz. Sivas-Madımak'ın yıldönümü bugün. Onların anılarına bağlılığımı bildiriyorum. Onların hepsi aydındı, ozandı, sazıyla sözüyle demokrasi mücadelesi veriyorlardı."
DTP İÇ SORUNLARI GİDERSİN
DTP'nin bu ay içerisinde yapacağı kongreye değinen Öcalan, "DTP de Kongrelerini bu ay yapacaklar herhalde. Kongre'de başarılar diliyorum. Varsa sorunları, mutlaka gidersinler. Çatı partisi çalışmalarını yoğunlaştırsınlar. Demokratikleşmeyi sağlamazlarsa olmaz, bu mutlaka olmalı. Diğerleri için de söylüyorum. Ben Deniz ve Mahirlerin anılarına saygılıyım ve üzerime düşeni yaptım, onlar da üzerlerine düşeni yapsınlar, ciddi olsunlar. Kabul etmezlerse onlar kuşkuludurlar, Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Ben bunları dile getirirken hayatımı ortaya koyuyorum. 25 günlük hücre cezası, burada 25 yıl gibidir. Ben gerektiği zaman bunu göze alıp konuşuyorum. Ama herkesin, bir şeyler yapması lazım." dedi.
BURADAYIM AMA DEVLETİ DE ELEŞTİRİYORUM
Sık sık devlet olgusunu değerlendiren Öcalan, bu haftada devlet olgusu konusunda şu değerlendirmeyi yaptı: "Devlet dediğimiz olay şudur. Ben bütün birikimime tecrübeme dayanarak devletin var olması gerektiğini söylüyorum. Devletin yıkılmasından, parçalanmasından yana olmadığımı söylüyorum. Devlete gelince, kim ne kadar örgütlüyse O, o kadar devlettir. Şimdi ben de devletim. Ömer Lütfü Mete de diyordu "Apo devlet gibidir" diye. Nasıl devletim, kesinlikle yanlış anlamayın, devletin kanunlarıyla, devletin kanunları çerçevesinde buradayım. Ama devleti eleştiriyorum. Devleti de anlıyorum, devletin ne kadar olaya ciddi yaklaştığını da biliyorum. Ben dışarıda ayda bir doktor kontrolünden geçmezdim, burada her gün doktor kontrolünden geçiyorum, bir sürü masraf yapılıyor, yüksek düzeyde güvenlik önlemi alınıyor, Ben bunlar iyidir, güzeldir anlamında söylemiyorum, devletin olaya yaklaşım biçimini, ciddiyetini dile getirmek için söylüyorum. Ben ucuz şeyler söylemiyorum. Devlet de bunu biliyor. Devletin bana yaptıklarını da biliyorum, onlar da söylüyorlar, beni üst düzeyde koruduklarını. Devletin kanunları çerçevesinde buradayım ama devleti eleştiriyorum. Devletin kanser gibi olmasını, kanser üretmesini eleştiriyorum. Devletin demokratikleşmesi için mücadele ediyorum. Devlet de benim gücümü biliyor, ona göre yaklaşıyor. Devlet de beni buraya getirten güç de yani Amerika, İngiltere, İsrail benim burada söylediklerimi cümle cümle biliyor, onlardan yararlanıyor. Burada konuştuklarım anında devlete, CİA'ya, MOSSAD'a gidiyor."
BAĞIMSIZIM O YÜZDEN HALK BANA BAĞLI
"Devlet, benim gücümü de biliyor." diyen Öcalan, şunları söyledi: "Benim ölmemin onlara neye mal olacağını, ölmem halinde nelerin olabileceğini biliyor. Ne şimdilik onlar beni tasfiye edebilecek pozisyondalar ne de biz devleti dönüştürebilecek bir pozisyondayız. Bu nereye kadar sürecek bilmiyorum. Ne çok umutsuzum, ne çok umutluyum. Belki iyi şeyler de olur, belki kötüye gider bilemiyorum. Ben, Kürt halkıyla oynanmasına kesinlikle ve asla izin vermem, daha önce de vermedim. Bunu devlet çok iyi biliyor. Bunun için üzerime bu kadar geliniyor. Amerika da bunu çok iyi biliyor. Barzani'nin partisi onların partisi gibidir. Talabani'nin YNK'si İngilizlerin öz partisidir. Zaten Talabani Barzani, İsrail-İngilizlerin öz ağıdırlar. Devlet de kontrol ediliyor. Ama ben halkımı kimseye kullandırtmadığım için halkım bana bağlıdır, bağlı kalacaklar da. Bu böyle bilinmelidir. Gücüm var. Ben, PKK'ye ilişkin bir şey diyemem, onların bileceği şeydir, ben karışmam. Şu an gelinen noktada ne ben bir şey yapabilirim ne de benimle görüşülebilir. Bu konuda ne çok umutluyum ne çok umutsuzum. Onurlu ölmesini de bilirim."
URFA TARİHE BAKIŞI DEĞİŞTİREN KENT OLACAK
Bu hafta da Yahudilik değerlendirmesi yapan Öcalan, "Yahudi sermayesi Koç aracılığıyla kullanılıyor, daha önce sadece Doğuş grubu vardı. Şimdi daha çok Citi Bank'ta falan toplanmış. Yetmişli yıllarda bölge topraklarının nasıl ve kimler tarafından parselleneceği belirlendi. AKP benim düşüncelerimden en çok yararlanan partidir. Her konuştuğumdan yararlanmaya çalışıyor, uyguluyor, ayrıntılarına girmeyeceğim. Akademiyi daha önceden söylemiştim. Ben bölgede kooperatifçiliğin geliştirmesi gerektiğini tartışmıştım. DTP, Kürt halkının onurunu ve namusunu korumalıdır." ifadelerine yer verdi. Öcalan, Urfa kentinin tarihsel önemi ve günümüz açısından stratejik değerini analiz ederken de şu cümlelere dikkat çekti: "Urfa, Hz.İbrahim'in şehridir. Urfa'da dikili taşlar, en eski medeniyetlerin yeridir. Ta avcılık toplayıcılık döneminden kalma bulgular var Urfa'da. Medeniyetin başlangıç tarihi olma ihtimali var. İngiliz arkeologlar, üzerinde çok duruyorlar. Bu yerin avcılık toplayıcılık döneminden kaldığı ispatlanırsa, tarihe, uygarlıklara ilişkin tüm teoriler çökecektir. Bu durumda tarihi, yeniden düşünmek, yeniden başlatmak ve yazmak gerekecektir."
400 SAFYALIK SAVUNMAM BİTTİ
Bir aydır yazdığı savunmalarına değinen Öcalan, "Savunmalarımı hazırlıyorum, 400 sayfaya yakın kısmını bitti. Bunlar da biterse Ortadoğu ve Kürt kısmına geçeceğim. İyice yoğunlaştım. Ben daha önce fazla savunma yapmadığımı, daha çok demokratik barış çağrısında bulunduğumu ifade etmiştim. Şimdi asıl savunmamı yapacağım. Savunma üzerine çok yoğunlaşıyorum. Ben normalde yazılarımı pek beğenmem, yazdıklarımdan biraz şüphe duyarım ama bu savunmam epey iyi. Bazı şeyleri tartışmaya açtım. Kadın konusuna da değindim. Kadın konusu önemlidir, kadınları çok önemsiyorum. Kadınlar, bana göre sömürgeleştirilen son ırk, son ulustur. Bu konuyu çok açımlıyorum." şeklinde konuştu. Öcalan, sözlerini "Cezaevindekilerden bana gelen daha önceki mektuplarını okuyorum. Yoğunlaşsınlar onlar da. Trafik kazasında yaşamını yitiren Cihan Deniz ve Hüsnü Ablay için başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ailelerine de başsağlığı diliyorum. Ozan Gökkan ailesine başsağlığı diliyorum, özel selamlarımı iletiyorum. Benim çok dostlarım var orada, hepsine selamlarımı iletiyorum." diyerek bitirdi. _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Çrş Ağu 06, 2008 11:29 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALAN |
|
|
![]() bingöllü üye
|
Son otuz yılda Kürt Önderi Abdullah Öcalan, sayısız suikast ve imha ile karşı karşıya geldi. Türk devleti PKK’yi imha etmek için belki üst üst komplo planı yaptı ama bunlardan çok azını uygulama şansı bulabildi. Öcalan, 6 Mayıs 1996’daki bombalı saldırıda kılpayı kurtuldu. Hep öncelikli hedef olan Öcalan’a yönelik imha planları Ergenekon iddianamesinde yer aldı.
Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Ergenekon soruşturması kapsamında savcılara Öcalan’a yönelik Türk devletinin saldırıları konusunda bilgi verdi.
Ergenekon iddianamesinin eklerine göre tanık olarak savcıya ifade veren Eymür, Öcalan’ın bulunup imha edilmesi için Çeçen mafyası, Belçikalı emekli özel harekatçılar ve bir İngiliz ajanına para verildiğini ancak sonuç alınamadığını söyledi. Eymür, Öcalan’ı imha için 1 ton C4 patlayıcı kullandıklarını belirtti.
1988’de emekli olduğu MİT’teki görevine 1994’te tekrar çağrılan Eymür, "Ben göreve geldikten sonra yerini tespit ettik. Öcalan’ın Şam’daki kampına sızmak için tünel kazma eğitimi almak üzere Ereğli’ye arkadaşları gönderdik" dedi.
17 Haziran’da İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda 8 sayfalık ifade veren Eymür, temel hedeflerinin Öcalan’ın imhası olduğunu kaydetti.
ÇEÇEN MAFYASI, BELÇİKALI ÖZEL HARPÇİLER VE İNGİLİZ İSTİHBARATI
İfadedesinde Eymür, ‘’O dönemde Başbakan Tansu Çiller, MİT Müsteşarı da Sönmez Köksal Bey’di. Başında bulunduğum Özel İstihbarat Dairesi’nin ana hedeflerinden biri de PKK’nin başı Abdullah Öcalan’dı. Görevi devraldığımda Bekaa’daki kampını kapatmış olan Öcalan’ın nerede olduğuna dair ne MİT’te ne de diğer güvenlik birimlerinde bir bilgi yoktu. O tarihe kadar Çeçen mafyası, Belçikalı emekli özel harpçiler, İngiliz bir istihbaratçı gibi çeşitli kişilere paralar verilerek Öcalan’ın tespiti ve etkisiz hale getirilmesi çalışmaları yapılmış, hiçbirisinden netice alınamamıştı’’ dedi.
TÜNEL KAZMA EĞİTİMİ
Kısa bir süre sonra Öcalan’ın Şam’da ikamet ettiğini ve gittiği yerleri tespit ettiklerini söyleyen Eymir şöyle konuştu: ‘’Buralarda gözetleme ve takip faaliyetleri yaptık. Hatta arkadaşlarımızı kampın altına tünel kazmak için Ereğli’ye tünel kazma eğitimi almak üzere yolladık, ancak bu çalışmanın faydalı olmayacağı kanaatine vardığımız için durdurduk. Öcalan’ı etkisiz hale getirmek için yapılan birkaç teşebbüs, Öcalan’ın zırhlı araçla gezmesi, hareketsiz olması ve bölgenin güvenlik özellikleri nedeniyle gerçekleşmedi. Üst makamların olurları ile daha büyük bir operasyona başladık.’’
Suriye’ye 1 ton C4 soktuklarını söyleyen Eymür, Öcalan’ın peşine düşüldüğü dönemde MİT kontrolündeki bölgede asker ve polisin de katılımıyla müşterek faaliyet grubu kurduklarını belirtti. Basında Suriye’ye özel ekip gönderildiği haberleri çıkınca polisin çekildiğini anlatan Eymür, ‘’Neticede bir minibüse yerleştirilmiş bir ton kadar C4 patlayıcıyla bir eylem planlandı. Bu aracı Suriye’ye soktuk. Araç planlandığı şekilde kampın önüne bırakılmadığı için eylem hedefine ulaşmadı’’ dedi.
BİR TON C4 İLE SUİKAST
Son otuz yılda Kürt Önderi Abdullah Öcalan, sayısız suikast ve imha ile karşı karşıya geldi. Türk devleti PKK’yi imha etmek için belki üst üst komplo planı yaptı, ama bunlardan çok azını uygulama şansı bulabildi. Öcalan 6 Mayıs 1996’daki bombalı saldırıda, 9 Ekim 1998’deki uluslararası komploda ve geçen yıl açığa çıkan zehirleme olayında olduğu gibi hep öncelikli hedef olarak hesapladı.
6 Mayıs 1996’ta yapılan saldırı şöyle gelişti: Akşamı saat 21:30 civarlarında Şam’da PKK’ye ait çiftliklerden birinin yakınında büyük bir patlama meydana geldi.
Olay yerinin hemen yanındaki çiftlik evinde ise PKK IV. Konferansı toplantı halindeydi ve Cemil Bayık gibi PKK’nin önde gelen birçok kadrosu o anda toplantı salonundaydı. PKK kadroları saldırıyı herhangi bir can kaybı olmadan, sadece birkaç kişide cam parçalarıyla meydana gelen küçük sıyrıklarla atlattı. Fakat yan çiftlikteki aile o kadar şanslı değildi. Patlamanın etkisiyle bu ailede birçok kişi yaşamını yitirdi.
Yapılan balistik incelemeler sonucunda bombanın yapımında yaklaşık bir ton patlayıcının kullanıldığı ve patlamanın yakıcı etkisinin arttırılması için de tüp gaz bağlandığı anlaşıldı.
Bombalı saldırının aslında Öcalan’a karşı bir suikast girişimi olduğu ilk günden tahmin ediliyordu. Fakat patlamanın olduğu 6 Mayıs’ın Suriye devletinin bağımsızlığına kavuştuğu gün olması ve gün dolayısıyla yapılan kutlamalara Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad’ın gideceği yol güzergahında meydana gelmesi başta kafaları karşıtırdı. Saldırının direkt Öcalan’ı hedeflediği, ANA-YOL hükümeti değişince başlayan klik çatışmaları ile net bir şekilde ortaya çıktı. Ki, suikastte aktif rol alan bazı MİT elemanlarının sonraki yıllarda basına yaptıkları açıklamalar ile bu kesinleşti.
‘ÖCALAN ÖLDÜ’ SPEKÜLASYONU
Patlama anında Öcalan’ın yanında bulunan şoförü Delil Amed, patlama anını şöyle anlatıyordu: “Patlam olduğu an Önderlikle birlikte evdeydik. Önderliğin içeride bir telefon görüşmesi vardı, bizde kapının önünde oturuyorduk. Bir anda büyük bir patlama oldu. Bulunduğumuz ev patlamanın olduğu yere kuş bakışı yaklaşık 10-15 kilometre uzaktaydı ama patlamanın etkisi bizi de sarstı. Önderlik hemen telefonu bıraktı, dışarı gelip ‘o ne patlamaydı?’ dedi. Biz ‘galiba bombaydı’ dedik. ‘Tam olarak neredeydi?’ diye sorunca bizim okulun bulunduğu yeri gösterdik ve büyük ihtimalle okula yönelik bir saldırının olduğunu söyledik. Önderlik hemen bir arkadaşı okula gönderdi. Arkadaş gidip döndüğünde ‘bölge abluka altında olduğu için patlamaya ilişkin tam bilgi edinemediğini, patlamanın etkisiyle okulun dış duvarının da yıkıldığını ama arkadaşlara bir şey olmadığını’ söyledi. Önderlik bu bilgileri aldıktan sonra gidip telefon konuşmasına devam etti.”
Patlama anında Öcalan’ın telefon konuşmasını yarıda bırakması, telefonu dinlemeye alan MİT elemanlarınca ‘Öcalan öldü’ türünden spekülasyonların yapılmasına neden oldu. Bu bilgi kısa süreliğine ajanslara da yansıdı. Öcalan’ın telefonunu dinleme altında tutan MİT elemanları katıldıkları bir televizyon programında, “patlamayla birlikte Öcalan’ın telefonu kesilince, ‘Öcalan öldü’ diye sevindik. Fakat bir süre sonra tekrar telefonda konuşunca, patlamadan kurtulduğunu anladık.” diye konuştular.
ÖCALAN’IN SUİKAST YORUMU
6 Mayıs bombalı saldırısın başarısız bir girişim olmasının nedenini Öcalan şöyle değerlendiriyordu; “Bizim o akşam yaptığımız bir telefon konuşması vardı. O konuşmanın burada yapıldığını sanılıyor. Buranın Anakarargah olduğu ve telsiz-telefon görüşmelerinin sürekli burada yapıldığı düşünülüyor. Dolayısıyla bizim burada olduğumuz (onlara göre) kesinleşiyor. Teknik olarak etkisi, metre hesabıyla çalışmalarımızı yürüttüğümüz sahaya göre ayarlanıyor. Ama birbirine benzeyen iki kapı var ve orada bir teknik hata yapılıyor ve diğer kapının önüne bırakılıyor. Bilindiği gibi bomba patlıyor. Aslında bombanın etkisi çok büyük, fakat uzakta patlamasından dolayı istenilen sonucu yaratmıyor. Sadece yerleri sarsıyor, camları kırıyor ve tavanı düşürüyor.”
MESUT YILMAZ HABER GÖNDERDİ
Patlamadan sonra Öcalan kendisine yönelik herhangi bir suikast girişiminin olacağından önceden haberdar olduğunu açıkladı. Bilginin kaynağı olarak da dönemin başbakanı Mesut Yılmazı gösterdi. Öcalan kendisine ulaşan bilgiyi şöyle açıklıyordu; “Mesut Yılmaz’ın kendisi 20 Aralık’ta (o dönem DYP-CHP koalisyonu hükümette ve T. Çiller başbakandı) bir haber yollamıştı, ‘PKK Önderliği kendisini mutlaka korumalı, Tansu Çiller kazanmak için cinayet işleyecek’ diyordu.”
Herhangi bir suikast girişiminin olacağına ilişkin farklı birçok kaynaktan kendilerine bilgi geldiğine vurgu yapan Öcalan’ın şoförü Delil Amed, bilgileri doğrular nitelikte o dönem yaşadıkları bazı olayları şöyle sıralıyordu: “6 Mayıs patlamasından kısa bir süre önce, Önderliğin arabası Latkiye (Suriye’nin sahil şehri) yolu üzerinde kaza yaptı. Önderlik o anda arabanın içinde yoktu ama kaza sıradan bir kaza değildi. Sanki önceden planlanıp da yaptırılmış. Aynı dönemde ben Önderliğin arabasıyla ülkeye gidecek bir grup arkadaşı sınıra getiriyordum. Biz Şam’dan çıkıp Halebe ulaşana kadar birileri tarafından izlendik. Şam’ın merkezinde de o dönem izlendiğimizin farkındaydık. Dışarıdan Önderliği suikast düzenleneceğine dair bilgilerde gelip, bu olaylar ile birleştirilince kesinlikle bir şeylerin olacağını tahmin ediyorduk. Fakat ne zaman, nerede ve nasıl olacağını tam kestiremiyorduk.”
LONDRA BOMBALAMADAN YARIM SAAT SONRA AÇIKLAMA YAPTI
6 Mayıs patlamasına ilişkin Öcalan’a bilgi veren sadece M. Yılmaz değildi. Böylesi bir suikast girişimine ilişkin bilgiyi nereden aldığı belli olmasa da Öcalan’ı en son uyaran Kürdistan Yurtseverler Birliği Lideri Celal Talabani’ydi. Öcalan tutuklu bulunduğu İmralı tek kişilik kapılı cezaevinden yağtığı açıklamalarda o dönem aldığı bilgiyi şöyle anlatıyordu; “İmha olacağımı söyleyen, bombalamadan üç gün önce Şam’a istihbaratçısını gönderip “Apo imha olacak” diye bildiren, Talabani idi. Londra bombalamadan yarım saat sonra açıklama yaptı.”
SURİYE’DE SERİ PATLAMALAR
MİT’in ve JİTEM’in belgelerine dayanarak yazılan birçok haber ve kitapta 1996 yılında Öcalan’a yönelik birçok saldırı yapıldığı, fakat sonuç alınamadığı belirtildi. Hatta bazı saldırılarda bombaların dahi patlatıldığı söylendi. Fakat bunların hiçbiri kapalı bir devlet olan Suriye’nin dışında çok fazla tartışma konusu olmadı. 6 Mayıs patlamasından sonra da Suriye’nin birçok yerinde patlamaların seri bir şekilde sürdüğüne dikkat çeken Delil Amed, “Şam’daki patlamadan sonra Latkiye’de (ki, Öcalan’ın sık sık oraya gittiği biliniyordu) bir patlama oldu. Bu patlamada bizim de Cemil Esad’ın da dostu olan biri öldü. Ondan sonra Şam’ın Baramke otobüs terminalinde çok büyük bir patlama oldu ki, bu patlamada asit kullanıldığı için çok sayıda insan öldü. Bunun dışında Halep şehrinde bir patlama oldu. Bunlar üst üste gelince Suriye’de tam bir kargaşa başladı” diye konuştu.
GİZLİ ÖDENEKTEN 50 MİLYON DOLAR ÖDENDİ
Mersedes operasyonu denilen bombalı saldırı T. Çiller’in başbakan olduğu 52. hükümet döneminde planlanmış, fakat DYP-CHP koalisyonu 3 Mart’ta bozulup hükümet düşünce, plan Mesut Yılmaz’ın başbakan olduğu ANA-YOL döneminde sürdürülmek zorunda kalındı. 6 Mayıs suikasti için harcanan 50 milyon doların ise T. Çiller’in başbakanlığı döneminde ‘nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan bir ödenekten’ karşılandığı sonradan anlaşıldı. Bu suikasttan devletin tepesindeki birçok kişinin dahi haberdar olmadığı İmralı’daki sorugulamalar esnasında yetkili bir askeri komutanın Öcalan’a, “o bizim işimiz değildir. Biz isteseydik bir füze ile sizin evi vurabilirdik” diyen sözlerinden anlaşıldı. _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Çrş Ağu 06, 2008 11:34 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALAN |
|
|
![]() bingöllü üye
|
Savaşı daha da tırmandırmak isteyen güçler İmralı’da Öcalan’ı hücre kıskacına aldı. Geçen hafta hakkında 7. kez 20 günlük hücre cezası kararı verildiği ortaya çıkan Öcalan'a, görevlilerle yaptığı kapı tartışması yüzünden bir 10 günlük hücre cezası daha verildi. Cezaların henüz uygulamaya geçirilmediğini açıklayan Öcalan, "Kürtlerin iradesi tecrit edilerek denetim altına alınmaya çalışılıyor. Bunu iyi görmek gerekir" dedi.
Edinilen bilgilere göre, Öcalan, avukatlarıyla bu hafta içinde yaptığı görüşmede cezaevi koşullarına değinerek, "Koşullarım ve sağlığım eskisi gibidir, yeni bir şey yok. Geçen hafta 5-6 kişilik bir grup olarak cezaevi izleme komitesi geldi. Buranın koşullarını onlara da anlattım. Eksiklikleri tespit ettiler" dedi.
Son günlerde artış gösteren operasyonlara değinen Öcalan, "Operasyonlar devam ediyor. Türkiye'nin zaten Amediye bölgesinde güçleri var. Geliştirilen bir konsept var, bu konsept 90'lı yıllarda da denenen bir konseptti. Bununla Kürtlerin iradesi tecrit ediliyor, denetim altına alınmaya çalışılıyor. Bunu iyi görmek gerekir. Türk devletinin ilginç bir yapılanması var. Bunu iyi analiz etmek gerekiyor. Ben bunu savunmalarımda da anlattım" şeklinde konuştu.
İNÖNÜ İNGİLİZLERLE İLİŞKİDEYDİ
Cumhuriyet dönemi Kürt politikasını bu hafta da analiz eden Öcalan, şunları söyledi: "Cumhuriyet tarihinden beri Kürtlerle ortak yaşamak için bazı yaklaşımlar vardı. Birincisi, M. Kemal cumhuriyetin ilk yıllarında bazı şeyler yapmaya çalıştı ama Çankaya'ya hapsedilmesiyle bu engellendi. İsmet İnönü ve İttihat-Terakki kadroları M. Kemal'in etrafını kuşatmışlardı. M. Kemal Çankaya'da iken Cumhuriyeti teslim edecek kimseyi bulamadı. O dönem iki eğilim vardı; İslami eğilimle milliyetçi eğilim. Bunlardan İslami eğilim Said Nursi ve Mehmet Akif'in de içlerinde yer aldığı kesim. Diğer tarafta ise, milliyetçi Ziya Gökalp, İsmet İnönü ve İttihat-Terakki kadrolarının yer aldığı gruptu. Her ikisine de güvenmiyordu. İsmet İnönü İngilizlerle işbirliği içerisindeydi. İngilizler M. Kemal'i kendilerine tek rakip olarak görüyorlardı. 1. Dünya Savaşı sırasında M. Kemal'in yaklaşımı ortadaydı. Bu, İngilizler için tehlikeydi. Bu nedenle 2. Dünya Savaşı başlamadan önce M. Kemal'in etrafını kuşatarak tasfiye ettiler. Çankaya hapsiyle M. Kemal'i halktan kopardılar. İşte 23 Nisan günü radyoda dinledim. M. Kemal'in hatıralarından bahsediliyordu. Bu hatıralarında zaman zaman M. Kemal'in korumalarından gizlice kaçarak halkın içine girip gezdiği söyleniyordu. M. Kemal Dolmabahçe'de iken İnönü'nün öldüğü kendisine söylendi. M. Kemal bunun üzerine İnönü'nün çocuklarına miras bıraktı."
ERGENEKON'UN ÇÖKERTİLDİĞİ YALAN
Öcalan, şöyle devam etti: "İkincisi, Menderes döneminde bazı şeyler yapılmaya çalışıldı. Menderes idam edildi. Menderes niye idam edildi? Rusya'ya gitmek istiyordu, paraya ihtiyacı vardı, 300 milyon dolara ihtiyacı vardı. Bunu Amerika'ya söyledi. Rusya'ya gitmek her şeyi bitiriyordu. Bu nedenle Amerika Menderes'in idam edilmesine göz yumdu. Celal Bayar neden idam edilmedi? O'nun konumu sağlamdı. Ta 1900'lerden itibaren konumunu sağlamlaştırmıştı. 1952'de ABD NATO bünyesinde Özel Harp Dairesi'ni kurdu. Bu aygıtın başına Türkeş'i getirdi. Sovyetlerin yıkılmasıyla 1992'de bu aygıt işlevsiz kalarak dağıtıldı, kadroları da ortada kaldı. Bu kadrolar kendilerini devletin sahibi olarak tanımlıyorlar, çünkü biz devleti koruduk diyorlar. Özel Harp Dairesi 1920'lerdeki Teşkilat-ı Mahsusa'ydı aslında. Teşkilat-ı Mahsusa'da da İttihat-Terakki kadroları yer alıyordu. Bu kadrolar kendilerini devletin asıl sahibi olarak görüyorlar. Ergenekon da buradan çıktı. İtalya'da Gladio, Türkiye'de Ergenekon oluştu. Gladio tarihte İtalyanlar için sembol bir isimdi, Ergenekon da Türkler için önemliydi. İtalya Gladio operasyonuyla kontrgerilla yapılanmasını çökertmişti. Türkiye de bu çeteyi çökerttiğini göstermek için böyle bir isim kullandı ama deşifre olmuş, işi biten, yıpranmış Avukat Kemal Kerinçsiz, Veli Küçük gibi isimler gözden çıkarıldı, tutuklandı. Ergenekon'un çökertildiği yalan, halen asıl kadroları yerli yerinde duruyor. Doğu Perinçek için Ergenekoncu diyorlar, aslında Ergenekoncu değil; bir şeyler yapmaya çalışıyor ama ulus devleti anlamamış, ne yapacağını bilemiyor. Yalçın Küçük de yazıyor ama O da ulus devleti anlamamış. Perinçek de, Yalçın Küçük de şaşkın! Aslında bunların yaptığı Alman nasyonal sosyalist anlayışla eşdeğerdir."
ÖZAL'I TASFİYE ETTİLER
Cumhuriyet tarihindeki gelişmeleri analiz etmeyi sürdüren Öcalan, Cumhurbaşkanı Özal'ın Kürt politikasına ilişkin olarak şu hususlara vurgu yaptı: "Üçüncüsü de Özal. Özal 90'larda bir şeyler yapmaya çalıştı. Özal liberal bir demokrattı ama bunların liberal bir demokrata bile tahammülleri yoktu. Küresel sermaye ile bütünleşerek Türkiye'nin önünü açmaya çalışıyordu. Özal'ın bana yazdığı mektuplar vardı. Ben O'nu önemsedim. Kürt sorununu çözme iradesini ortaya koymaya çalışıyordu. Özal siyasal bir liderdi! O'nun bu niyetini anlayınca tasfiye ettiler, ölümü şüphelidir. Yine Mehmet Ağar da bazı girişimlerde bulunmak istedi. Ağar devletin adamıydı, az mı hizmet vermişti. Erdoğan gibi memur değil de, siyasal lider olmaya çalıştı, siyaset yapmak istediğini belirterek liberal bir tavır takınınca siyaset yapmasına izin vermediler, tasfiye ettiler. O dönem direkt ve dolaylı yollardan benimle bazı görüşmeler yapılmıştı. Hatta Erbakan da bana mektup yazmıştı. Kıvrıkoğlu ve ekibinde yer alan Aytaç Yalman 98'de bazı dolaylı girişimlerde bulundular, bunlar sonuçsuz kaldı. 99'da ben buraya gelince bazı mektuplar gönderdim. Ama bir yanıt alamadım. Ondan sonra da görüşmeler yapılmadı."
ERDOĞAN TAYİN EDİLMİŞ MEMURDUR
Öcalan, Özal-Erdoğan mukayesesi de yaparak şu kıyaslamada bulundu: "Erdoğan da bir süre Özal'ın misyonunu yüklenmiş gibi görünse de; kendisi siyasal bir lider değil, sadece görevlidir! Erdoğan için "görevliden" kastettiğim, atanmış, tayin edilmiş biri mi? Ben de bunu anlamaya çalışıyordum ama bu durum benim için artık kesinleşti. Korkut Özallar da bunu artık fark etti, desteklerini çektiler. Baykal zaten atanmış biriydi, görevini layıkıyla yerine getiriyordu. Baykal'ın görevi sosyal demokrat bir partinin gelişmesini engellemektir!
TÜRKİYE IRAKLAŞABİLİR
Ortadoğu'daki son gelişmeler ışığında Kürt sorununu ele alan Öcalan, şu tarihi uyarıları bir kez daha yineledi: "Ortadoğu'da bütün bu yaşananlar bir 3. Dünya Savaşı'nın olduğunu gösteriyor. Ben Ortadoğu'da olsaydım Irak'ta olanlar bu şekilde yaşanmazdı, Saddam bu şekilde çözülmezdi, çözülmesi daha farklı olurdu. KDP ve YNK böyle davranmazlardı. Ben Ortadoğu'da onlar için bir tehlikeydim. Bu nedenle beni etkisizleştirmeye çalıştılar. Ya öldüreceklerdi ya da etkisizleştirip tasfiye edeceklerdi. Bunları yapamayınca beni bu adaya hapsettiler. Sıra Türkiye'de, Türkiye'yi çözmeye çalışıyorlar. Türkiye'nin çözülmesi, Türkiye'nin Iraklaşması demek, bu da çok derin bir Türk-Kürt çatışmasının başlaması demektir. ABD'nin Ortadoğu müdahalesinden önce Ecevit'in hastalanması, felç geçirmesi bir tesadüf değil."
100 VURGUNCU KÜRT AİLE VAR
"Türkiye'de de işbirlikçi ve vurguncu 100 civarında aile var." diyen Öcalan, şöyle devam etti: "Bunlar her dönem güç kimdeyse onun tarafında yer alıyorlar, iktidara oynuyorlar. Bunlar PKK' ye benzemezler, katı bir milliyetçilikleri vardır, bu milliyetçilikleri PKK'den on kat daha tehlikelidir. Bir demokratla konuşabilirsin, uzlaşabilirsin, konuştuklarını hayata geçirebilirsin ama bir milliyetçiyle bunu yapamazsın, bunları iyi görmek gerekiyor. Türkiye'ye istediklerini yaptıracaklar, Türkiye istediklerini yapmazsa aradaki gerginliği tırmandırarak muazzam bir Türk-Kürt çatışması yaratırlar."
KÜRTLER FİLİSTİN GİBİ DİRENİŞÇİ HALK OLUR
"Somut demokratik açılımlar yapıldığında PKK neden silah bırakmasın!" şeklinde konuşan Öcalan, şunları dile getirdi: "Bu kadar operasyon yapıldı, ne ele geçti düşman kazanmaktan başka? Altı insan yaşamını yitirdi. Bu insanların ailelerini kendisine düşman etti. Her bir uçağın kalkışı-inişi 1 milyon dolardır. Daha önce 70 uçak kaldırdılar bu sefer 43 uçak kaldırdılar. Doğal olarak hava saldırısında yeraltına nasıl saklanacağını, bombalamaya karşı nasıl korunacağını öğrenmişlerdir. Filistin'deki gibi direnişçi bir halk ortaya çıkar, üstelik Filistin'de dağ da yoktur. Çeçenistan'da küçücük bir dağ vardır, yıllardır Ruslara kök söktürüyorlar. Kosova, Filistin, Çeçenistan sorununu aşan bir soruna dönüşür. Kürdistan coğrafyası baştanbaşa muazzam dağ silsilesi ile doludur, Filistin'e benzemez, dağları daha korunaklıdır. Arkalarına geniş bir halk desteği de alırlar. Kendisini koruyabilir."
10 GÜNLÜK HÜCRE CEZASI DAHA VERİLDİ
Kendisii hakkında verilen 20 günlük hücre cezasına değinen Öcalan, "Benim PKK' ye talimat verdiğim söyleniyor. 124 sayfalık savunmamda da bunu anlattım. Sayın Savcı, benim Kürt sorununun çözümü ve savaşın sona ermesi noktasındaki çabamı neden görmüyorsun da bazı görüşlerimi talimat olarak algılıyorsun." dedi ve şöyle devam etti: "Bana ilişkin on günlük bir hücre cezası daha istemişler. Kapı nedeniyle idareyle bir tartışmamız oldu. Muhtemelen toplam 30 gün hücre cezası uygularlar. Ben bu süre içerisinde savunmamın diğer kısmına başlarım. Bu savunmamda özgürlük nasıl yaşanır, nasıl ifade edilir bunu anlatmaya çalışacağım."
KENT MECLİSLERİ İYİ GELİŞTİRİLMELİ
Son günlerde DTP üzerindeki baskılara da değinen Öcalan, şu tespitlerde bulundu: "Son dönemde DTP'liler üzerinde yoğun baskı var; 300'den fazla DTP'li tutuklandı, ne yapmaya çalışıyorlar? Diyarbakır çok önemli. Diyarbakır'da yapılabilecek çalışmalar var. Bu çalışmalar demokratik siyasetin gelişmesi için önemli adımlardır. Kent meclislerinin kurulması önemlidir. Kent meclislerinde her kesimden insan kendisini ifade edebilir. Hatta MHP'liler de yer alabilir. Bu meclisler aracılığıyla kentlerin sorunlarının tartışıldığı ortamlar yaratılabilir. Kürt meselesi burada tartışılabilir ve çözüm de buradan çıkacaktır. Yine akademiler de önemlidir. Akademiler ile halk eğitilebilir. Demokratik siyasetin önü açılır. AKP de bu tür okullarını Diyarbakır'da ve diğer yerlerde açtı. Bunlar yasalara uygun faaliyetlerdir. Üçüncüsü, Demokratik Toplum Kongresi'dir."
4. PARADİGMAM KOOPERARATİF HAREKETİDİR
Öcalan, kent meclisleri, akademiler, demokratik toplum kongresi olarak sıraladığı paradigmasının dördüncü ayağı olarak da kooperatifleşme hareketini önerdi. Öcalan, şöyle devam etti: "Paradigmanın dördüncü ayağı ise; kooperatifler hareketidir. Benim çözüm paradigmam dört kısımdan oluşuyor: Kent Meclisleri, Demokratik Siyaset Akademisi, Demokratik Toplum Kongresi ve Kooperatifler Hareketi. Kooperatifler üzerinden toplumun ekonomik ihtiyaçları karşılanır. Kırsal kesim de özellikle tarım komünleri örgütlenebilir, yani birkaç kişiye ait arazi birleştirilir, burada organik tarım yapılır. 200-300 dönüm arazi birleştirilir, bunu ben idealist arkadaşlara öneriyorum, kırsal kesime giderek tarım komünlerini hayata geçirebilirler. Daha iyi anlaşılması için söylüyorum; ben olsam bir arazide tarımcılık yaparak değişik şeyler üretirim, organik tarım yaparım. Bu komünleri geliştirebilirsiniz. Robert Owen'ın kitabında da okudum. Yahudilerin kooperatifçiliği ve tarımcılığı ne kadar iyi anladıklarını ve nasıl örgütlediklerini kibbutz örneklerinde görebilirsiniz. Tarım, Yahudilerin en büyük ekonomik kaynaklarıdır."
TÜM KÜRTLER GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRSİN
Öcalan, tüm Kürtlere şu çağrıda bulundu: "Ben buradan tüm Kürtlere çağrıda bulunuyorum. Güçlerini birleştirsinler, Kürtlerin yüzde yetmişi bir araya gelirse, tekelci, vurguncu kesimlere karşı güçlerini birleştirerek Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlarlar. Bu aynı zamanda cumhuriyete verilen cevaptır. Bizim cumhuriyet karşıtı olmadığımızın ve birlikte yaşamak istediğimizin bir kanıtı olur. Buradan tekelci, işbirlikçi, vurguncu kesimleri de uyarmak istiyorum: Kendi şahsi çıkarları için halkın çıkarlarını feda etmesinler. Vurguncu, ihaleci tavırlarını bıraksınlar. Kürt halkının birliği ve çıkarları için çalışsınlar. Burada bir şey daha söylemek istiyorum. Kürt halkı oylarına sahip çıksın. Kürtler oylarını parçalatmasınlar. Oyların mutlaka birleştirilmesi gerekir. Halkımıza buradan tekrar sesleniyorum, oylarını vurguncu, işbirlikçi ailelere değil, kendi birlikleri ve halkın çıkarları doğrultusunda kullanmalı ve güçlerini birleştirmelidirler. Yine çatı parti çalışmalarında Türkiye solu, aydınlarıyla birleşme sağlanırsa yüzde yirmi oy alınır. Bu da küçümsenmeyecek bir güçtür. İşte Akademi bu nedenle önemlidir. Vurguncu, işbirlikçi, tekelci siyasetin halka anlatılması, halkın eğitilmesi için önemlidir. Kendileri söylüyorlar, 500 milyar dolar kar elde ettiklerini söylüyorlar. Beş kat daha fazla kazandı bunlar. Bu ne demektir, Türkiye'nin değerlerinin beş kat daha fazla sömürülmesi, ülke dışına çıkarılmasıdır. Finans kapital paradan para kazanmaktır."
SOMUT ADIMLAR ATIN KARDEŞ KANI DÖKÜLMESİN
Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: "Son olarak şunu söylemek istiyorum; İnsanların ölmemesi için üstüme düşen ne varsa yapmaya hazırım. Buradan Sayın Erdoğan'a, Sayın Bahçeli'ye, Sayın Baykal'a sesleniyorum. Kardeş kanının daha fazla dökülmemesi için somut adım atmalarını istiyorum. Ben üzerime düşen neyse yapmaya hazırım. Türk ve Kürt halklarının birbirine düşürülmesine engel olsunlar. Kürt sorununun çözülmesi için ille benimle görüşsünler demiyorum. Görüşülebilecek bir sürü kişi var. Önemli olan bu sorunun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesidir. Ben Kürtleri tanıyorum. İran Kürtleri bağlıdırlar, daha da bağlanıyorlar. Yine Suriye Kürtleri zaten bağlıdırlar. Irak'taki Kürtler de hepsi yurtseverdir, bunun için ne gerekiyorsa yaparlar. Dünya Sistemi kitabını önemli bir kitaptır, cezaevindeki arkadaşlar okuyabilirler. Cezaevindeki arkadaşlara ve kadınlara selamlarımı iletiyorum." _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Çrş Ağu 06, 2008 11:37 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALAN |
|
|
![]() bingöllü üye
|
Türkiye'nin Ergenekon'la tanışması 1952'de NATO'ya girmesiyle başlar. Yani 56 yıldır Türkiye'de zaten böyle bir örgütlenme var. Ergenekon'u kurduran ve yöneten de ABD ve NATO'dur; ismini bile onlar koymuştur
Zeki ve Çürükkayalar arasında hem çelişkiler, hem işbirliği vardı. O dönemde bunlar binlerce insanın kanına girdiler, kendi yoldaşlarını öldürdüler. O dönem Büyükanıt'a bir suikast girişiminin olduğunu da çok sonradan öğrendim
Çürükkaya ve Sakık'ın Yeşil'le de ilişkileri olabilir. Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Ergenekon'a Türk Gladiosu diyorlar, ben de bunlara Kürt Gladiosu demekte sakınca görmüyorum. JİTEM de 1993'te Cem Ersever'le ikiye ayrıldı
Doğan Güreş'in zehirlenmesinde benim rol aldığımı söylediler. Oysaki ben bunu iddianame ile öğrendim. 2003-04'te Özkök zehirlenme korkusuyla yemeklerini evinden getiriyormuş. Bu da kendi iç çatışmalarının boyutlarını gösteriyor
Almanya'da örgütten ayrılan bin kişi kalmaktadır. Bir dönem nasıl Barzani Ailesi'nden 5 bin kişi alınıp Amerika'da eğitilerek geri getirildiyse, şimdi de PKK'den kaçanlar aynı şekilde kullanılmak isteniyor. Elit bir tabakayla Kürtler denetim altına alınmaya çalışılıyor
Erdoğan ve Çiçek'e sesleniyorum: Bu sorun Barzani ve Talabani ile görüşerek çözülmez. Eğer halen sorunu onlarla görüşerek çözeceklerini düşünüyorlarsa, yanılıyorlar. Çünkü onların arkasında onlarca lobi ve ABD var. Onlar varken bu sorunu sen mi çözeceksin?
Öcalan, 'Almanya'da örgütten ayrılan bin kişi kalmaktadır. Bir dönem nasıl Barzani ailesinden 5 bin kişi alınıp Amerika'da eğitilerek geri getirildiyse, şimdi de PKK'den kaçanlar aynı şekilde kullanılmak isteniyor. Elit bir tabakayla Kürtler denetim altına alınmaya çalışılıyor' dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir araya geldi. Edinilen bilgilere göre, görüşmede aldığı 50 günlük hücre cezasına değinen Öcalan, 'Müdür 'Elli günlük hücre cezası bitti ama bir elli gün daha yolda' dedi. Bilemiyorum tabi, bu 50 gün zarfında yeni hücre cezaları hazırlamış olabilirler. Bu konuşmalarım bile hücre cezası konusu olabilir. Ben buradaki uygulamalarla ilgili olarak 1980'lerdeki gibi direnebilirim de. Benim sorumluluklarım var, milyonlarca halkın sorumluluğu var üzerimde; 3-5 günlük açlık grevi de yapabilirim ama bunun halkta yaratacağı tepkiyi de düşünüyorum. Çünkü Halkın demokratik denetimi var üzerimde' dedi.
Ergenekon 1952 yılında başladı
'DTP kapatılabilir ama önemli olan demokrasi mücadelelerine devam etmeleridir. Çatı partisi çalışmaları hızlanmalı' diyen Öcalan, çatı partisinin Türkiyeli tüm çevrelerin kendisini içinde temsil edeceği bir yapı şeklinde olmasını istedi. Bazı çevreler tarafından psikolojik propaganda mahiyetinde gündeme getirilen PKK-Ergenekon ilişkilerine değinen Öcalan, şöyle devam etti: 'Sanırım iddianamede de PKK-Ergenekon ilişkisi ile ilgili iddialar var. Ergenekon'la ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Türkiye'nin Ergenekon'la tanışması 1952'de NATO'ya girmesiyle başlar. Yani 56 yıldır Türkiye'de zaten böyle bir örgütlenme var. Ergenekon'u kurduran ve yöneten de ABD ve NATO'dur; ismini bile onlar koymuştur. Bu Türk Devleti içerisindeki çeteleşmedir. Burada benimle görüşmeye gelen Albay, 'Bu sorunu kendi aramızda, biz bize çözelim, bu alçaklar kardeşleri birbirine boğazlatmak istiyor' dedi. Ben de 'Evet, bu sorunu kendi aramızda, biz bize çözelim. Dış güçlere havale etmeden, ABD'ye, AB'ye havale etmeden çözelim' dedim. Benim Ergenekon ile olan ilişkimi bu görüşmeye dayandırıyorlar. Benimle görüşmeye gelen kişi Kıvrıkoğlu'nun temsilcisi sıfatıyla gelmişti. Ben halen de söylüyorum, biz bu sorunu kendi içimizde çözelim. Bu anlattıklarımı savunmalarımda da anlatıyorum. Ben Ergenekon konusunda savcının gelip beni dinlemesini istiyorum. Bunları Savcı ile daha ayrıntılı tartışabiliriz.'
Bindal'ı özel kurşunla öldürdüler
Öcalan, şunları söyledi: 'PKK içerisindeki çetelerin dış güç bağlantılarının iyi çözülmesi gerekir. Çeteleşme 1986 yılında başlar. Anlayış olarak daha da eskiye dayanır. Şahin Dönmez'le, Yıldırım Merkit'le başlayan bir süreç var. Şahin Dönmez cezaevindeyken içimize bir bayan göndermişti, Aysel'di adı. Çok garip bir bayandı. Oraya buraya koşturuyordu; Bingöl'e, Karakoçan'a gidip geliyordu. Tuhaf hareketleri vardı. Yine Fuat arkadaş, Ali Haydar Kaytan'ın eşi, ismini hatırlayamıyorum şimdi, onun da benzer şeyleri vardı. Bunların amacı PKK'yi içten ele geçirerek çökertmekti. Bunun için birçok yol denediler, kadınları kullandılar. Özellikle Mahsum Korkmaz arkadaşın öldürülmesinde PKK içerisindeki çetelerin parmağı vardır. Öyle söylendiği gibi askerler öldürmemiştir. Benim çocukluk arkadaşım olan Hasan Bindal'ın öldürülmesi de yine çetelerin işidir. O dönem bir tatbikat vardı, Hasan Bindal gitmek istemedi, ben 'git, izle, neler oluyor gör' dedim. O tatbikatta Hasan öldürüldü. Ben olay yerine gidip inceleme yaptım. Hasan'ı öldüren kurşun 300 metreden atılmıştı ve özel yapım bir kurşundu, vücuda girince patlayan bir kurşundu. Burada hedeflenen aslında bendim ve kurtulmak mümkün değildi. Burayla da sınırlı kalmadı. Bana dönük 1990, 92, 93 ve 96'da da benzer girişimler oldu ama başaramadılar. Benim etrafımı boşaltarak beni yalnızlaştırmaya çalışıyorlardı ama ben bunları görerek kendimi korumaya aldım, tedbirler geliştirdim. Onların bu planlarını boşa çıkardım. Ben bu olayı savunmamda da detaylı açtım. O dönem Star TV'ye çıkan yüzü maskeli bazı emniyet mensupları 'Bize Apo'yu neden öldürmüyorsunuz diye soruyorlar, oysaki bize gelen emir Apo'yu sağ ele geçirmektir' diye konuşuyorlardı.'
Büyükanıt'a suikast yapmak istediler
Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Zeki, Çürükkaya kardeşler ve Şahin Baliç'le devam eden ciddi bir çeteleşme vardı. Zaten bu çetelerin 90'larda Bingöl, Diyarbakır, Muş üçgeninde çalışmaları vardı, kendilerini bu alanda var ettiler. Zeki ve Çürükkayalar arasında hem çelişkiler hem işbirliği vardı. O dönemde bunlar binlerce insanın kanına girdiler, kandırdılar, kullandılar, kendi yoldaşlarını öldürdüler. Hatta o dönem Büyükanıt'a bir suikast girişiminin olduğunu da ben çok sonradan öğrendim. Büyükanıt o dönem Diyarbakır'da alay komutanıydı, televizyonlara çıkarak 'PKK çok iğrenç, çok vahşi bir örgüttür' diye açıklamalarda bulunuyordu. Çürükkayalar iki kardeşini yitirmiş birinin sırtına bombaları bağlayıp suikast için göndermek istiyorlar. Sonradan araştırdım, kendi yoldaşlarını öldürmek istiyor. Demek ki öyle kirli işler var ki, bu şekilde bunları örtmek istiyorlar. Zaten iki kardeşini yitirmiş birini ölüme göndermek vahşettir.'
JİTEM, Ersever'le ikiye bölündü
'Benim Şam'dan gönderdiğim hiçbir talimatı, hiçbir perspektifi uygulamadılar, beni ciddiye almadılar' diyen Öcalan, 'Apo Şam'da kıstırılmış, burada örgüt biziz' diyorlardı. Bu Çürükkaya sonradan bir kitap da yazdı; adını da 'Bay Muhalif' koymuş. Bu kitapta bana saldırıyor. Kendi yaptıkları birçok pislik ve kirli işi, kadınla ilgili özellikle, bana mal etmeye çalıştılar. Onların yaptığı birçok şeyden benim sonradan haberim oldu. Bunların çalıştıkları bölgede aynı tarihlerde JİTEM'de etkin olarak çalışmıştı. Hatta Çürükkaya ve Sakık'ın Yeşil'le de ilişkileri olabilir. Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Ergenekon'a Türk Gladiosu diyorlar, ben de bunlara Kürt Gladiosu demekte sakınca görmüyorum. Doktor Ali de bu anlayıştan etkilenmiş olabilir. Doktor Ali ile giden bayan da bu alanda kalmışsa, bu anlayıştan etkilenmiş olabilir, bilemiyorum. Nitekim JİTEM'de 1993'te Cem Ersever'le ikiye ayrıldı. Aralarında sorun çıktı. Kürt sorununa uygulanacak yöntemle ilgili anlaşmazlık yaşadılar. Bir taraf Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmek istiyordu.' şeklinde konuştu.
Güreş'e suikastı iddianame ile öğrendim
Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş'e yönelik suikasta da değinen Öcalan, 'Benimle ilgili iddianamede Doğan Güreş'in zehirlenmesinde benim rol aldığımı söylediler. Oysaki ben bunu iddianame ile öğrendim. Ben mahkemede savcıya da bunu söyledim. Benim bu olayla bir ilgim yok, ben olayı burada öğrendim dedim. 2003-04 döneminde Özkök zehirlenme korkusuyla yemeklerini evinden getiriyormuş. Bu da tehlikenin boyutlarını, kendi iç çatışmalarının boyutlarını gösteriyor. Şam'da kaldığım dönemde yanıma gelen bazı kişiler, 'Biz Tansu Çiller'i öldürelim, sorumluluğu siz üstlenin' diye teklifte bulundular. Ben bu teklifi kabul etmedim, ben ancak kendi eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenirim dedim. Kaldı ki, ben böyle bir eylemi tasvip de etmiyordum.' dedi.
Almanya'nın çifte standartı var
PKK ve Kürtler içinde yer alan çeteleri Almanya'nın örgütlediğini ifade eden Öcalan, şu çarpıcı açıklamalarda bulundu: 'O dönem örgütten ayrılan bu çetecilerin büyük bir kısmı, Çürükkaya onlar Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde rahatça yaşamaktadır. Hatta şimdiki Bakan Hüseyin Çelik'in akrabası Selahattin Çelik de Avrupa'dadır. Evleri, korumaları ve bir sürü kadın yanlarında var. Oysaki bunlar binlerce insanın kanına girmişlerdir, 15 bin insanın katilidirler. Ama Türkiye bunların iadesini istemiyor, Almanya tutuklamıyor, iade etmiyor, hatta yanlarına koruma veriyor. Muzaffer Ayata 20 yıl Türkiye'de cezaevinde kaldı, çıktıktan sonra burada kalamadan hemen yurtdışına gitti. Almanya'da tutuklandı, 4 yıldır hiçbir suçu olmamasına karşın cezaevinde. Ben Almanya'yı burada suçüstü yakaladım. Başka bir delile ihtiyaç yok. Bu bile Almanya'nın bu olaylarla ilişkisini açıklıyor.'
Mossad Güney'e yerleş teklifi getirdi
Suriye'nin başkenti Şam'da yaşadığı ilginç olayları da aktaran Öcalan, 'Şam'da kaldığım dönemde KDP adına geldiğini söyleyen ama sonradan MOSSAD adına çalıştıklarını öğrendiğim bazı kişiler bana ısrarla, 'Buradan ayrıl, Güneye yerleş, ne istersen sana veririz, para, silah, ne istersen temin ederiz' teklifinde bulundular. Bu konuda çok ısrarcıydılar. Bu kadar ısrarcı olmalarından ben kuşkulandım. Daha sonra netleşti ki, beni Güneye çekerek kontrol altına almaya çalışıyorlardı. Ama ben bu oyunlarını boşa çıkardım. Aksiliğim tuttu, sezgilerim bana gitmemem gerektiğini söyledi, ben de gitmedim.' şeklinde konuştu. Öcalan, şöyle devam etti: 'Ben Şam'dayken Melik Fırat yanıma geldi, gözleri yaşlarla dolu 'Beni HADEP'in başkanlığına getir' dedi. Ben de 'Ben demokrat biriyim, git kendini halka ve partiye kabullendir, onlar seni başkan yapmak istiyorlarsa yaparlar' dedim. Bu konuda çok ısrarcıydı. Doğan Güreş ve devletin bazı yetkilileri ile görüşüp yetki almış gibi bir hava yaratıyordu. Yani ben başa gelirsem bu sorunu çözerler, devlette beni istiyor gibi bir hava yaratıyordu. Ama ben taleplerini kabul etmedim. Benle görüştükten sonra Güneye geçerek Barzani ve Talabani ile görüştü. Melik Fırat'ın amacı HADEP'in başına geçerek beni ve örgütü tasfiye etmekti. Bunu başaramayınca ayrı parti kurdurdular. Derin devletle asıl bağlantılı olanlar bunlardır. Biliyorsunuz Mehmet Metiner onlarda aynı şekilde siyasal alanı denetim altına almaya çalıştılar ama başaramadılar. Aslında DTP şu an mecliste bunları aydınlatmak için çalışabilir.
Almanya PKK'den kaçanları kullanacak
Öcalan sözlerin şöyle sürdürdü: 'Aslında KDP'ye biçilen misyon 1920'lerdeki Kahire Konferansına dayanır. Bu konferans Yahudi lobisi ve İngilizlerin etkisiyle yapılmıştır. Oradaki kararlar 1946'da KDP'nin kurulmasıyla somutlaşıyor. KDP ile sadece Güneydeki Kürtler değil, Kuzeydeki Kürtler de hedefleniyordu. O dönem Faik Bucak, yurtsever bir Kürttü, bu planın bir sonucu olarak tasfiye edildi. Bucak ailesi dağıldı, bir kısmı Türk devletine sığındı, onların yanında tavır aldı, bir kısmı da Avrupa'ya kaçarak Almanya'ya sığındı. Benim açımdan Sertaç Bucak ve Almanya'nın rolü netleşmiştir. Şu anda da Almanya'da örgütten ayrılan beş yüz, bin kişi kalmaktadır. Bir dönem nasıl Barzani ailesinden 5 bin kişi alınıp Amerika'ya götürülüp eğitilerek geri getirildiyse, şimdi de PKK'den kaçanlar aynı şekilde kullanılmak isteniyor. Elit bir tabaka yaratılmak isteniyor. Elit bir tabakayla Kürtlere üstten müdahale ederek denetim altına almaya çalışıyorlar. Kürtlere küçük bir devletçik oluşturup buradan elit bir sınıf yaratarak Kürtleri kontrol altına almaya çalışan grubun başında radikal Siyonistler ve Michael Rubin gibiler bulunuyordu. Kürtler üzerinden Sandinistler benzeri bir şey yaratmaya çalıştılar. Böylece Kürtleri etkisizleştireceklerdi.'
Sorun Güney'le çözülmez
'Ben buradan Erdoğan ve Çiçek'e sesleniyorum. Bu sorun Barzani ve Talabani ile görüşerek çözülmez' diyen Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Eğer halen sorunu onlarla görüşerek çözeceklerini düşünüyorlarsa, yanılıyorlar. Çünkü onların arkasında onlarca lobi ve ABD var. Onlar varken bu sorunu sen mi çözeceksin? Dünya Savaşından sonra da bunu yaptılar, Musul-Kerkük elden çıkarken ne yapabildiler ki? Bu planlar çok eskilere dayanıyor. O lobilerin taleplerini Erdoğan ve Çiçek karşılayamaz. Bugün tasfiye edilenler ABD'nin dediklerini tam olarak yapmadıklarından da tasfiye edildiler. Çok uzun dönemdir bu sorunla ilgili hazırlıklar, planlar vardı bu sorun çözümsüz bırakılarak 2002'de AKP'ye kadar geldi, AKP'nin bugünkü durumu, soruna yaklaşımı ortadadır.'
Demokratik kongre partisi kurulabilir
Öcalan, Avrupa, Suriye, Irak ve Türkiye sahasına ilişkin şu değerlendirme ve önerilerde bulundu: 'Avrupa'da çalışmalar devam ediyordur. Savunmalarımın uluslar arası bir niteliği vardır, tüm alanlar için yararlanabilirler. Brüksel'de Demokratik Uluslar Konfederasyonu veya derneği çalışmaları yürütülebilir. Bu çalışmada tüm kesimler, tüm uluslar kendini ifade edebilir, içinde yer alabilir. Benim ulus kavramım bilinen manada bir ulus kavramı değil, daha geniş bir kavramdır. Ben kadınları da, çevrecileri de ulus olarak değerlendiriyorum, bu oluşumda yer alarak kendilerini ifade edebilirler. Bu konfederasyonda devletleşmeyen uluslar yer alabilir. Bu cemiyetin çalışmalarının yanı sıra yine Brüksel'de Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisi kurularak savunmalarımdan yararlanılabilinir. Ayrıca çalışmaların ve benim düşüncelerimin geniş bir çevreye ulaşabilmesi için Demokratik Modernite veya Demokratik Uygarlık isminde bir dergi çıkartılabilinir. Bu dergi farklı dillerde yayınlanabilinir. Örneğin Arapçaya çevrilebilir, İngilizceye çevirilebilir. Bu dergi üç ayda bir yayınlanabilir. Irak için Demokratik Federalizm Partisi oluşturulabilir. Irak'taki bütün kesimler, bütün dostlar bu çalışmada yer alabilir. İran için de Demokratik Federalizm Partisi oluşturulabilir. Suriye için Demokratik Toplum Partisi, Türkiye için Demokratik Kongre Partisi'ni öneriyorum. Bu çalışmalar dost ve yurtsever çevrelerle görüşülerek örgütlenebilir.'
Halkıma selam söylüyorum
Öcalan, sözlerin şöyle tamamladı: 'Kadınlara da selamlarımı iletiyorum. Şimdi cezaevinde olan Türkan İpek bu çeteleşmenin mağdurlarındandır, bu konuda yaşadıklarını yazabilir. Buradan bütün kadınlara sesleniyorum: Erkeğe güvenmeyin, kendi özgücünüze dayanarak örgütlenin ve kendinizi koruyun yoksa yem olursunuz. Kendi bedensel ve ruhsal bütünlüğünüzü savunun. Özgürlük fiziki ve ruhi bütünlükten geçer. Yeni aldığım bazı mektuplar var. Gerçi tarihleri eski ama yeni verdiler. Gülizar Akın, Yaşar Dinçalp, Şadiye Manap kendilerine selamlarımı söylüyorum. Mektuplarındaki derinleşmeleri iyi, cezaevindeki tüm arkadaşlara da selamlarımı iletiyorum. Ayrıca Diyarbakır ve Nusaybin halkına özel selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır halkı 1925'de bir komployu boşa çıkardı, bugün de bana bağlı kalarak bir komployu boşa çıkardı. Ayrıca Yüksekova, Nusaybin, Suruç ve diğer ilçelerdeki halkımıza selamlarımı söylüyorum.' _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Çrş Ağu 06, 2008 11:38 pm Mesaj konusu: ABDULLAH OCALAN |
|
|
![]() bingöllü üye
|
'1999'dan itibaren, son on yılda İmralı'da duruşumuz bile Türk halkına ulaştırılırsa, Türk halkı kim daha yurtsever, kim daha demokratik siyaset için mücadele etmiş anlayacaktır. Kan, gözyaşı, ölümler durabilir. Bunun için Anayasa'da Kürtlerin kendisini temsil edeceği demokratik bir oluşumun önünün açılması yeterlidir.' dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir araya geldi. Edinilen bilgilere göre, Öcalan'ın 2 Temmuz tarihinde başlayan hücre cezası dolayısıyla Türkiye'nin gündemi hakkında bilgi sahibi olmadığı, gelişmeleri avukatlarından dinlediği öğrenildi. Öcalan görüşmede Ergenekon operasyonuna değinerek 'Mustafa Kemal ulusalcılarla baş edemedi. 1930'larda etrafını kuşatarak etkisizleştirdiler, Mustafa Kemal bunlara teslim oldu, cumhuriyetçileri tasfiye ettiler. Amerika ile birlikte Ergenekon'un geçmişi 1950'lere dayanıyor. Ergenekon aslında tasfiye edilmedi, kadroları değiştiriliyor. Ulusalcılar tasfiye ediliyor, yerlerine daha profesyonel bir kadro getiriliyor. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor. Baykal boşuna 'Erdoğan kendi derinini oluşturuyor' demedi. Ben bunları biliyordum, baştan beri bunlara bulaşmadım, her iki gruptan da uzak durdum. Bizim üzerimizde oynanan oyunlar bunlar; bunları boşa çıkardım. Ben bunları el konulan 125 sayfalık savunmamda da ifade etmiştim.' dedi.
Benimle görüşenler kendilerini kandırmış
'Ergenekon'un DHKP-C, İBDA-C, Hizbullah ve PKK bağlantıları tartışılıyor yani bütün örgütlere sızma yapıldığı tartışılıyor.' diyen Öcalan, şöyle devam etti: 'Beni ve PKK'yi de Ergenekon'la ilişkilendiriyorlar! Bununla ne amaçlanıyor? Tutuklanan generallerin İmralı ile bir şekilde ilgileri olmuştu, Hurşit Tolon ve birkaçı bir dönem burada komutanlık yaptılar. Bunlar İmralı'yla ilişkiye geçerek neyi yapmak istemişler, hedefleri neydi buna bakmak lazım? Ergenekonu bizimle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, boş iddialardan ibaret. Benim ismimi kirletmeye çalışıyorlar. İmralı'ya geldiğimde gelip benimle görüştüler. Kıvrıkoğlu'nun adamları da vardı. Ben onlara, 'siz benimle böyle konuşuyorsunuz ama gücünüz var mı?' diye sorduğumda, 'gücümüz var ki böyle konuşuyoruz' diyorlardı. Ben onlara da 'beni bu şekilde kullanamayacaklarını, beni bu şekilde kandıramayacaklarını' söylüyordum. Ben, 'ya kendilerini kandırıyorlar ya da beni kandırmaya çalışıyorlar' diye düşünüyordum. Zaman gösterdi ki bunlar kendilerini kandırmışlar. Nitekim bunların hepsi tasfiye edildi.'
Tutumum Türkiye halkına mutlaka iletilmeli
'Hilmi Özkök'ü de zehirlenmeye çalıştıkları söyleniyor. İki ekip var. Bunlar arasındaki çatışmadır bu. Bu operasyonla Kemalistleri mi tasfiye ediyorlar? Aslında konu bu değil. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor.' ifadelerine yer veren Öcalan, Ergenekon ve Kürt sorunu bağlamında şunları söyledi: 'AKP, altı yıldır iktidarda. Ama İmralı'da ki uygulamalardan haberdar olmadığını söylüyor. Bununla neyi anlatmaya çalışıyor? Doğruyu söylemiyorlar. Burası Başbakanlık Kriz Merkezine bağlıdır. Beni sürekli takip ediyorlar. Benim projelerimi hayata geçiriyorlar. Bunu en iyi yapan AKP'dir. Olaylar benim etrafımda dönüyor. Bizim tavrımız nettir, yurtsevercedir. Demokratik çözüm, barış ve diyalog baştan beri tutumumuzdur. Bu tartışmalarla benim ismim kirletilmeye çalışılıyor. Bizim Türkiye halkıyla bir sorunumuz yok. Başından beri benim tutumumun ne olduğu iyi konulmalı, Türkiye halkına ulaştırılabilmeli. Çok geriye gitmeye de gerek yok. 1999'dan itibaren, son on yılda İmralı'da duruşumuz bile Türk halkına ulaştırılırsa, Türk halkı kim daha yurtsever, kim daha demokratik siyaset için mücadele etmiştir, bunu anlayacaktır. Çünkü benim ismim kirletilmeye çalışılıyor. İki Skorsky helikopter 80 milyon dolar. Bu para daha yararlı işler için kullanılabilir. İmralı Sistemi için bile bu kadar masraf ediliyor, bunlara gerek yok, daha yararlı şeyler için kullanılabilir. Kan, gözyaşı, ölümler durabilir. Bunun için Anayasa'da Kürtlerin kendisini temsil edeceği demokratik bir oluşumun önünün açılması yeterlidir.'
Almanya ve Avrupa vaatlerle kandırıyor
Kendisinin Türkiye'ye getirildiği uluslararası komploya değinen Öcalan, 'Ben daha önceden kaçırılmamla ilgili gizli bir anlaşma yapıldığını söylemiştim. Şimdi bunlar yeni yeni tartışılıyor işte birileri çıkıp kitap yazıyor. MOSSAD'ın bu olayın taraflarından biri olduğunu tesbitini çok önceden yapmıştım, şu an beni doğruluyorlar.' dedi. Öcalan, şöyle devam etti: 'Eskiden de şimdi de kaçıp gidenler Avrupa'ya gidiyorlardı. Avrupa'nın, dış ülkelerin bu gidişlerle ilgili durumunu iyi değerlendirmek gerekiyor. Kaçıp gidenler, hangi vaatler üzerinden, somut olarak ne için gidiyorlar? Bunu iyi araştırmak gerekiyor. KDP'nin, Almanya'nın ve Avrupa ülkelerinin somut vaatleri ne? Somut vaatler para mı, kadın mı, bunları iyi araştırmak gerekiyor. İşte Osman onlar, Selim Çürükkaya, Sakık'ın durumunu iyi analiz etmek gerekiyor. Sakık'ın 1993'te Bingöl'deki asker ölümlerinde bile yurt dışı bağlantıları olabilir, bunu iyi araştırmak gerekiyor. Selim Çürükkaya Almanya'da. Bingöl'de sayısız kahramanlar da çıktı, isimleri biliniyor, söylemeye gerek yok. Ama bunun yanında alçaklar da çıktı. Bunların daha örgüt içindeyken yurt dışı bağlantıları olabilir, bunları iyi görmek, araştırmak gerekir. Bunların beş metelik değerleri bile yok. Ergenekon'a da bulaşmış olabilirler. Bir kadın uğruna, bir erkek uğruna her şeyini bırakıp gidiyorlar. Halkımızın bunları bilmesi gerekiyor. Onlarca yıl mücadele ediyorsun ve bunları yapıyorsun. Bağlı olduklarını ifade ediyorlar bağlılık öyle basit, sıradan eylemlerle olmaz. Onlarca yıllık mücadelelerine denk bir eylemle bağlılık olur. Bağlılık yürekten olmalı ve anlamaktan geçer. Beni anlayıp buna göre siyaset yapmak gerekir yoksa benden daha kararlı, daha kahraman olanlar da var.'
Savunmalarıma Ahlak Felsefesini oturttum
Kendisine bir ay içinde verilen 50 günlük hücre cezasına da değinen Öcalan, 'Bana PKK'ye talimat verdiğim iddiasıyla hücre cezaları veriyorlar. Ben PKK'ye talimat vermem. Devlet benim önümü açsa bile, PKK ile bu koşullarda ilişkiye geç dese bile ben PKK ile bu koşullarda ilişkilenmem. Bu ahlaki de değil. Benim sosyal bilim anlayışımda ahlak ve politik güç vardır. Nitekim savunmalarımı da ahlak felsefesine oturttum. Burada kendimi tarafsızlaştırıyorum. Benim bu tavrımın özünde kendini bağımsızlaştırmak vardır, ben bu koşullarda pratik önder olamam ancak teorik ve politik gücümle çözüme katkı sunabilirim.' ifadelerine yer verdi.
DTP'ye başarılar diliyorum
DTP Kongresini de değerlendiren Öcalan, 'DTP kapatılabilir, ama önemli olan demokratik mücadeledir ve demokratik siyasetin geliştirilmesidir. Herhalde şimdi bir yerel seçim olsa alınan belediye sayısı iki katına çıkar. Eskiyi aşan bir şey var galiba. Halk daha bilinçli daha duyarlıdır sanıyorum. Çatı partisinin oluşması için de yoğun istek var. Ortam da çatı partisinin gelişmesine müsait. Akademi konusunda çalışmalar önemli ama bir çalışmanın yerinde ve zamanında yapılması da çok önemlidir. Kongrelerini de yapacaklar, başarılar diliyorum.' şeklinde konuştu. Öcalan, sözlerini 'Bazı kitapları ve Doğu-Batı dergisinin son sayısını da yasakladıklar? Son olarak mektupları beni övücü ibareler olduğu gerekçesiyle vermiyorlarmış, benim övülmeye ihtiyacım yok ancak bu vesileyle hem bana mektupları verilen hem de elime ulaşmasa da mektup yazan herkese, cezaevindekilere, Barış Analarına, tüm dostlara ve halka selam ve saygılar _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Cmt Ağu 09, 2008 12:33 am Mesaj konusu: abdullah ocalan |
|
|
![]() bingöllü üye
|
Ergenekon iddianamesini hazırlayan Savcı Zekeriya Öz'e seslenen Öcalan, "Ergenekon savcısı isterse gelip benimle görüşebilir. Ben bu konudaki bilgilerimi ve görüşlerimi savcıya söyleyebilirim. PKK'ye mal edilmiş dünya kadar şey var. Benim bu konuda görüşlerim alınmalı" dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla bir araya geldi. Edinilen bilgilere göre, görüşmede yazdığı savunmalara değinen Öcalan, "Savunmamın bir bölümünü bitirdim. İki bölümü daha var. Ortadoğu ve Kürdistan'la, Kürt sorunuyla ilgili bölümler kaldı, onları da yazacağım.
Kürt sorunu, yıllardır çözülemeyen büyük bir mesele, bununla ilgili söyleyeceklerim var. Savunmamın temel konuları bunlar olacaktır." dedi. Son günlerde Türkiye'nin gündemini işgal eden Ergenekon davası ve iddianamesine değinen Öcalan, şunları söyledi: "Ergenekon iddianamesini henüz alamadım. Bana ilişkin kısımlar var. İddianamede bana ilişkin kısımlara cevap veriyorum. Benim bu konudaki düşüncelerim insanlara ulaşmalı. Çünkü insanlar benim bu konudaki düşüncelerimi bilmiyor, beni tanımıyorlar. Burada önemli olan benim bu konudaki düşüncelerimin, görüşlerimin bilinmesi ve farklı çevrelere ulaştırılmasıdır. Benim burada tarihi sorumluluğum var, bunları görerek davranıyorum. Türkiye'deki Ergenekon, 1980'lerde NATO himayesine girerek NATO'yla bütünleşti. Bütün bu yaşananlar NATO'nun denetiminde oldu. Ben bunların çoğunu buradaki görüşmelerimde, hep belirttim. İtalya'daki Gladio, tasfiye edildi. Benzer bir Ergenekon da Yunanistan'da var. Bunların iyi görülmesi ve iyi anlaşılması gerekiyor. Ben bu konuları savunmalarımda daha derinlikli açtım. Bu nedenle benim savunmalarım sadece Türkiye için değil, Avrupa için de önemlidir."
ERGENEKON KARŞITLIĞINI BİZE ÇEVİRECEKLER
Öcalan, şöyle devam etti: "Ergenekon karşıtlığını, bana ve PKK karşıtlığına çevirmek istiyorlar. Ben bu konuda savunma yapıyorum. Bu benim savunma hakkım. Daha önce Doğan Güreş'in zehirlenmesiyle ilgili olarak askeri savcı gelip benimle görüşmüştü, Ergenekon savcısı isterse gelip benimle görüşebilir. Ben bu konudaki bilgilerimi ve görüşlerimi savcıya söyleyebilirim. PKK'ye mal edilmiş dünya kadar şey var. Benim bu konuda görüşlerim alınmalı. Daha baştan beri ta 1978, daha doğrusu 1976'dan beri PKK' ye müthiş sızmalar var. Benim üzerime müthiş geldiler; Şahin Baliç, Şahin Dönmez gibiler var. Bu süreç onlar gibilerle başladı. Haki Karer'i katleden örgüt, Antep'teki beş parçacılar vardı, Kawacılar vardı, Kukçular vardı. Beni imha etmek için onlarca girişimde bulundular ama başaramadılar. Bugün de radyodan dinledim, Mehmet Eymür'ler beni imha edebilmek için tünel bile kazmaya çalışmışlar."
ALMANYA BİNLERCE KİŞİYİ KENDİSİNE BAĞLADI
Güngören'de meydana gelen patlamayı değerlendiren Öcalan, şu çarpıcı hususlara dikkat çekti: "İşte görüyorsunuz, Güngören'deki patlamayı. Bununla Kürt Türk çatışmasını derinleştirmek istiyorlar. Türk-Kürt çatışmasını kışkırtıyorlar. Alman istihbaratı, bu eylemin PKK tarzı olmadığını, eylemin radikal dinci grupların veya derin devletin işi olabileceğini söylüyor. Alman istihbaratı her şeyi bilir. Bu eylemi de kimin yaptığını, içyüzünü biliyorlar. Çünkü kendine bağladıkları var, birçok kişiyi kendilerine bağladılar. Almanya bunların binlercesini himayelerine aldı, kullandı, bugün başlarına bela olmuş durumdadır.
KÜRTLERİ HALLAÇ PAMUĞUNA ÇEVİRDİLER
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Türkiye'ye gelmesini de irdeleyen Öcalan, şu görüşlerin altını çizdi: "Şimdi Beşar Esat oraya buraya gidip geliyor, görüşmelerde bulunuyor. Amerika, Ortadoğu'da kovboy politikasını güdüyor. Kürtleri Halaç pamuğuna çevirdiler. Kürtleri denetimleri altına almak için Yekiti-YNK ve KDP'yi kullandılar. Bunlara güç verdiler ama beni kontrol altına alamayınca tasfiye etmeye çalıştılar. Türkiye'de de Şeyh Sait ailesinden bir kesimi kullanıyorlar. Hak-Par'ı bu amaçla kurdular. Bucak Ailesi biliniyor. Bana bu konuda kitap yaz deseler elli ciltlik kitap yazarım. Bu aileyi ikiye böldüler. Bir kısmı Almanya'da Alman istihbaratına sığınmış. İşte Sertaç Bucak biliniyor. Benim açımdan durumu netleşmiş biri. Öbür tarafta bir kısmı da Türkiye'de kalıp devlete sığındılar, Sedat Bucak'a bağlandılar. Sedat Bucak, Susurluk olayına karıştı, öldürülmek istendi. Sedat Bucak'a bağlı binlerce korucu var. Bunlar oturmuş sadece para yiyorlar. Sedat Bucak'ın kendisi bile devlet nezdinde suçlu. Türkiye'de yüz bin civarında korucu var, bunların Türkiye'ye maliyeti bellidir."
NAMUS KAVRAMI ÜZERİNDE DURUYORUM
Savunmalarında namus olgusu üzerinde durduğunu ifade eden Öcalan, namusla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: "Ben son bir haftadır, namus kavramına yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus? Bu önemli bir soru. Ben Kürtlerin namus kavramının ne demek olduğunu iyi biliyorum. Namusları için adam öldürüyorlar, namus için cinayet işliyorlar! Bu cinayetleri din adına, töre adına yapıyorlar! Namusları için yapamayacakları bir şey olmadığını söylüyorlar! Hatırlıyorum, köyde İmam Ali vardı, bir gün ben ona, 'ben bu kadına bakarsam din ne der?' diye sordum, o da 'bakabilirsin!', dedi. Hiç unutmam, annemle küçükken namus üzerine konuşmuştuk. Ben bu konuşmayı hiç unutmam. Ta o zamandandır ben namus kavramı üzerine yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus kavramına cevap arıyorum. Ben bu konuları savunmalarımda da daha derin açtım. Kadın sorununu daha önce de yazmıştım, kadını kavramaya anlamaya çalışan biriyim. Kadınlar da bunu çok yoğun tartışmalı. Nasıl bir namus, nasıl bir kadın? Sorularına cevap aramalı. Kürtlerin namustan ne anladığını ben çok iyi biliyorum. Kürtlerin namus durumu ortadadır. Kürtler üzerinde birçok oyunlar oynanıyor. Bunları iyi görmek gerekiyor. Doğru ve gerçek namus anlayışı, özgürlük için mücadeleden geçer. Bu konuda üç beş kişi doğru bir özgürlük anlayışıyla mücadele etse onlarca kadını arkasından götürecektir. Mücadeleleri güçlenecektir. Ama ben zannetmiyorum DTP içerisinde bile bu düzeye ulaşan kadın olsun."
ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN FELSEFEYİ BİLMEK GEREKİR
"Özgürleşmek için felsefeyi bilmek gerekiyor, tarihi bilmek gerekiyor." diyen Öcalan, "Beş bin yıldır kadınların tarihen üzeri silinmiştir. Gerçek manada siyaset veya hukukçuluk yapmak için de tarihi ve felsefeyi bilmek gerekiyor. demokratik duruşu göstermek lazım. Bu konuda DTP içerisinde de, hukuk içerisinde de önemli olan demokratik duruşu göstermektir. Bu konuda demokratik duruşunu göstermeli, demokratik eylemliliklerini geliştirmeli. Sorunları aşmak kolay değil. Ben hep söylüyorum kendini yakmak, bu sorunları aşıp, özgürleşmekten daha kolaydır. Ben bu konuda onlarca kitap yazdım. Kadınları anlamaya, kavramaya çalıştım. Bu konuda ısrarlıyım, iddialıyım. Ben erkekler için de söylüyorum, namuslu erkek, birazcık namusu ve onuru varsa kadını anlamaya, dinlemeye çalışırlar. Hiçbir şey yapamıyorsan sadece dinle, dinlemek de önemlidir, bu kadın ne diyor, benden ne istiyor, anlamaya çalış. PKK içerisinden de kaçıp gidenler oldu. Onlarca yıl mücadele ediyorlar, sonra canları sıkılıyor, paralı birine kaçıp gidiyorlar. "Aşk" adına yapıyorlar. Ben kaç zamandır aşka cevap arıyorum. Vardığım sonuç şudur; aşk eşittir ihanet. Aşk yaşadıklarını zannediyorlar ama yaşadıkları şey aşk değil. Aşk yaşadık diye kendilerini kandırıyorlar. Gerçek aşkı yaşamak o kadar kolay değil. Kendime güveniyorum. Benim özgürlük iddiam, aşk iddiam büyük. Ben gerçek aşkı yaşayabileceğime inanıyorum. Bu konuda yetenekliyim. Kadınlara "Siz de kendinize güveniyor musunuz, bu konuda iddialı mısınız, benim aşk anlayışımı kaldırabilecek misiniz?" diyordum. Ama görüyorum ki, bu konuda yeterli değiller. Bu konuda iddialı olmadıkları için de kaçıp gidiyorlar. İşte onlarca yıl mücadele ediyorlar sonra sıkılınca paralı birini bulup peşinden gidiyorlar. Ben bunların arkalarından sadece gülüyorum, çünkü kendilerine yapıyorlar, kendi özgürlük iddialarından vazgeçiyorlar." şeklinde konuştu.
CİNSİYETÇİLİK İKTİDARCILIKTIR
Öcalan, erkek-kadın olgusu konusunda ise şu ifadelerin altını çizdi: "Erkek, fiziki olarak kadından güçlü olabilir ama kadın kendi meşru savunmasını güçlendirmeli. Ben silah alıp sizi koruyamam ki, her zaman yanınızda olamam. Meşru savunma sadece kadın için değil herkes için geçerli. Ben meşru savunmayı da savunmalarımda açtım. Kadınlar kendi savunmalarını yapsınlar. Artık sokakta bile yürüyemiyorlar. Erkek, isterse bir günde kadının haşatını çıkartabilir. Bunları görüp özgürlük mücadelelerini derinleştirmeliler. Cezaevlerinden kadınların çok yoğun mektupları geliyor. Derinleşme düzeyleri, yoğunlaşmaları iyi ama önemli olan bu düşündüklerini kendi yaşamlarında hayata geçirebilmeleridir. Bu söylediklerini hayata geçirdikleri oranda özgürlük mücadelesi yolunda ilerleyebileceklerdir. Savunmalarımda cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve bilimciliği bir tehlike olarak ifade etmiştim. Cinsiyetçilik, iktidarcılıktır. Cins temelli her şey iktidardır. Cins kavramının olduğu her yerde iktidar vardır. Cinslerin biyolojik olduğunu söylüyorlar, hayır. Cinsiyet, öğretilen bir şeydir. Ben bunu savunmalarımda genişçe açıkladım. Ben savunmalarımda milliyetçilik, dincilik ve bilimciliği(pozitivizm) de değerlendiriyorum. Bunlar tehlikeli anlayışlardır. Bunlardan uzak durmak gerekiyor. Laisizm, dincilik, milliyetçilik, bilimcilik (pozitivizm) siyasal iktidardır. Türkiye'de hiçbir şey ifade etmiyor, içi boştur."
ERDOĞAN BENİMLE GÖRÜŞSÜN
Başbakan Erdoğan'a seslenen Öcalan, "Ben buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Geçmişte Sayın Özal benimle görüşme girişimlerinde bulundu. Yine Erbakan benimle görüşme girişimlerinde bulundu. Hatta ordu içinde bazı kesimler benimle çözüm konusunda görüşmeye çalıştılar. Ben Suriye'deyken Hafız Esat üzerinden çözüm girişimleri oluyordu. Erdoğan isterse çözüm girişimleri yapabilir. Bu çatışmalar, çözümsüz durum, nereye kadar devam edecektir!" diye konuştu.
TARİH VE KÜLTÜR AKADEMELERİ ÖNERMİŞTİM
Aksiyon dergisinde kendisinin Demokratik Cumhuriyet tezi ile ilgili çıkan habere de değinen Öcalan, şu şekilde konuştu. "Aksiyon Dergisi'ni okudum. Bu dergide bana ilişkin haberde Demokratik Cumhuriyet Partisi'ni benim dayattığımı söylüyorlar, bu doğru değildir. Evet, ben Demokratik Cumhuriyet dedim ama benim söylediğim demokratik cumhuriyet, onların yazdığı manadaki demokratik cumhuriyet değildir. Benim demokratik cumhuriyet dememdeki sebep, cumhuriyetin demokratikleşerek çözümün gelişmesine katkı sunmasını sağlamaktır. Türkiye için görüşlerimi yineliyorum. Daha önce Çatı Partisi demiştim. Bu konuda aydın, yazarlar ve demokrat çevreler sorumluluk almalıdır. Ben öyle kimlik ayrımı da yapmıyorum, kendisini bu alan içinde ifade etmek isteyenler yer alabilir. Önemli olan demokratik duruşun gelişmesidir. Brüksel, Belçika da Demokratik Uluslar Konfederasyonu'nu önermiştim. Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisini de önermiştim. Bu tür çalışmalar demokratik duruşun gelişmesi için önemlidir. Bu konfederasyon, İstanbul'da da olabilir veya hem İstanbul hem Brüksel'de olabilir. Bu konfederasyonlar, içlerini doldurabilirler. Bu konuda savunmalarımdan herkes faydalanabilir, devlet de faydalanabilir, Avrupa'da faydalanabilir. İran, Irak, Suriye'de demokratik mücadeleler geliştirilebilinir."
Öcalan, sözlerini "Onlarca arkadaşın mektuplarını aldım. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindekilere selamlarımı iletiyorum. Onların mücadelelerini anlıyorum, değer veriyorum. Benim için kendini yakmalar oldu, oluyor. Benim bu konudaki görüşlerim biliniyor. Özgürlük, özgür yaşam için mücadele etmektir, kendini fiziki imha etmek olmamalı." diyerek bitirdi. _________________ HAYATTA KAVGAN OLMAZSA YARAN BEREN GOZUN SISIK BURNUN KIRIK KAFAN CATLAK OLMAYACAK BELKI AMA HAYAT TRIBUN SENDE BIR SEYIRCI OLARAK YASARSIN BEJE EDI BESE.. |
|
| Başa dön |
|
 |
| KARAEWLIYA |
Tarih: Sal Ağu 19, 2008 3:10 am Mesaj konusu: 15 agustos atilimi icin kurt halkina selamlar |
|
|
![]() bingöllü üye
|
Değerli Halkımız!
15 Ağustos Atılımı’nın 11. yılını geride bırakıp 12. savaş yılına girerken, hepinizi büyük coşkuyla selamlıyor ve bu yılında sizin zafer yılınız olması için başarı sözünü tekrarlıyor ve selamlıyorum.
Siz halkımız bu yılda da büyük bir savaşı yaşadınız. Düşman, geçtiğimiz yılı bizim için büyük umutsuzluk, karanlık ve bitiş yılı haline getirmek için bütün imkânlarını seferber etti. Belki de hiçbir savaşta kullanılmaması gereken kirli savaş yöntemlerini dayattı. Çok iyi biliyoruz ki, eğer bu savaşı, hem de bu yakın yıllarda kazanmazsa, o lanetli tarihi, barbar faşist tarihi başına büyük bir bela getirebilir. Bundan duyduğu korkuyla eceli gelmiş bir canavar debelenmesiyle üzerimize çullandıkça çullandı. Çok iyi tanıdığınız ve tüm yaşamınızı yerle bir eden insanlık tarihinde eşi görülmeyen bu canavarca yükleniş karşısında, tabii ki dayanmak zorundayız.
Sizlere çok açıkça vurgulamak istediğim; bu yıllar öyle kolayca yaşanacak yıllar değildir, yine kolayca savaşılacak yıllar değildir. Çok büyük sabır, inat, direnme isteği gibi, bunların yenilmemesi için çok büyük ustalık istiyor. Biz bunların anlaşılabilmesi için, partimiz içinde, ordumuz içinde çok büyük çaba gösterdik. Eğer büyük hatalar yapmış olsaydık, en önemlisi de kendi tarz ve direnişimizi sürdürememiş olsaydık, bugün her şey elden gidebilirdi. Yine çok iyi biliyorsunuz ki, bütün içtenliğinize, fedakârlığınıza rağmen, düşmandan daha kötü bozguncular, işi boşa çıkaranlar kendi içimizden çıkıyor. Ulusal kurtuluş saflarında, hatta parti içinde bela olan kişilikler, neye-nasıl hizmet ettiğini doğru-dürüst bilmeyen kişilikler var. Tüm tarihimizin isyanlarında görüldüğü gibi, bu kutsal son umut isyanını, tek yaşam kavgasını belki de çok basit bir nedenle ve iyi niyetlice boşa çıkarabilirlerdi.
Denilebilir ki, düşmandan daha çok akıllı, sabırlı, inatçı bir mücadeleyi vermeliydik, hem de ustaca. Bu cephede de, geçen yıllarda büyük bir savaşı verdiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.
Siz Değerli Halkımız!
Bugün çok iyi görüyorsunuz ki, mücadele yenilmediği gibi, kazanım yanları ağır basan, hatta zaferin işaretlerini veren bir süreç yakalanmıştır. Düşman geçen birkaç yıla, bir halkın son kurtuluş umutlarını yerle bir etmek için yüklendi. Unutmayalım, yalnız Kuzey Kürdistan’ı değil, bütün Kürdistan parçalarında nihai çöküş için, belki de en tehlikeli katliam tarzını esas alarak haince, gizlice, ikiy | | |