Bingöl Tarihi

Bingöl’ü de içine alan bu bölge, MÖ.1300’lerden başlayarak çeşitli uygarlıkların, kavimlerin göçlerine ve burada yerleşmelerine sahne olmuştur. Yöre tarih boyunca sırası ile Hitit, Urartu, per, Makedonya, Seleukos, Roma, Sasani ve Bizans egemenlikleri altına girmiştir. Hititler, MÖ 2000 yıllarında Fırat kenarında Urfa Mardin dolaylarında “Vasukani” şehrini kurmuşlardır. Bu tarihlerde Bingöl ve çevresi Hurilerin egemenliği altındaydı. Hititlerin yeni krallık döneminde Kral olan “Şuppililuma”nın “Hurri” prensini damat edinmesi üzerine MÖ 1360 yılında, Harput, Bingöl ve Muş, Hitit egemenliği altına girmiştir. Roma İmparatorluğu’nda iç kavgaların başlamasından faydalanan Partlar , Küçük Asya’nın doğusunda yitirdikleri etkinliği yeniden kazanmaya başladılar. Bunun üzerine doğuya sefer yapan İmparator Tiberius burayı bir prens yönetiminde Roma İmparatorluğu’na bağlamıştır (MÖ 20). Yöre, MS: VII. yüzyıla, Arap akınlarına kadar, Bizanslıların koruduğu Ermeni Prensleri’nce yönetilmiştir. Malazgirt Savaşı (1071) sonrasında Selçuklu yönetimine giren Bingöl, İl sınırları içerisinde en yeni yerleşim biri ve küçük bir köy durumunda idi. 1080-1121 Yıllarında bölge Artukoğulları’nın eline geçmiştir. Akkoyunlu Uzun Hasan Trabzon Rum İmparatoru’nun Kızı Despina ile evlenince Genç İlçesi’nin yakınlarında ona bir saray yaptırdı. 1474 Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmet’e yenilince Bölge Osmanlı hâkimiyetine girdi. Fatih’in ölümünden kısa bir süre sonra Şah İsmail Bölgeyi ele geçirdi. Ancak 1514 Çaldıran Savaşında Yavuz Sultan Selim’e yenilince Bölge yine Osmanlılar’ın eline geçti. 1515’te tamamen Osmanlı topraklarına katıldı.
Eski adı Çapakçur olan yerleşim 1848’de Diyarbekir sancağına bağlandı. 1880’de Bitlis’in vilayet olması üzerine bu vilayetin Genç sancağına bağlı bir kaza oldu. 1924’te Genç’in il merkezi yapılmasıyla, Çapakçur buraya bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1925’te geniş bir bölgeyi içerisine alan Şeyh Said Ayaklanması’nın önemli merkezleri Çapakçur, Kiğı, Genç ve Solhan’dı. Çapakçur, 1927-1929 yılları arasında Genç’in ilçe yapılıp Elazığ’a bağlanmasıyla Elazığ’a, 1919’da da yeni oluşturulan Muş vilayetine bağlanmıştır. 1936’da Bingöl adı ile il merkezi yapılmıştır.
Bingöl’de bulunan eserlerin çoğu Urartulara aittir. Günümüze çok harap durumda gelebilmiş olan eserlerden en önemlisi, Bingöl’e 20 km. uzaklıktaki, Murat Vadisinde yer alan ve Urartuların yöreyi denetlemek amacıyla yaptıkları üç kaleden biri olan Seritarius Kalesidir. Perslerden kaldığı sanılan Genç İlçesi’ndeki Kral Kızı Kalesi (Dara-Hini) ile Bizans Dönemine ait olduğu sanılan Kiğı İlçesindeki Kiğı Kalesi’nden günümüze sadece duvarlarından bir parça ulaşabilmiştir. 1400’lerin başında yapılan Kiğı Camisi de ildeki en önemli Türk-İslam eserlerinden biridir. Ayrıca Genç İlçe merkezine 3 km. uzaklıktaki tepenin yamaçlarında iki kümbet kalıntısı bulunmaktadır.

İSLAM ÖNCESİNDE BİNGÖL

Bingöl ilinin tarihi hakkında kesin bilgiler olmamasına karşın bölgenin tarihi için yazılanlar Bingöl içinde geçerlidir. Bingöl tarih boyunca önemli ticaret yollarının geçtiği bir konumdaydı. Batıdan gelip doğuya devam eden önemli ticaret yollarından biri buradan Van’a bulaşmaktaydı. Bundandolayı bu bölge tarih boyunca birçok devleti hâkimiyetine girdi. Tarihçi Heredot; Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Muş ve Bingöl bölgesine Komojen der.

MİTTANİ VE HİTİT DÖNEMİNDE BİNGÖL

Bu bölgeye ilk yerleşenler M.Ö 2000 yıllarında Hurrilerdir. Huriler Güneydoğu Anadolu bölgesinden gelip Urfa, Mardin dolaylarında Vasukani şehrini kutrular. Huriler, Mittaniler devletini kuran kavimdir. Bu bölgede tam bir hükümranlık kuran Mittaniler, Hititler ile ilişkilerde bulundular. Hititler yeni krallık devrinde M.Ö 1360 yıllarında Harput, Bingöl ve Muş dolaylarını ele geçirmişler. Hititlerin M.Ö1200 yıllarında yıkılmasıyla, Van bölgesine yerleşen Urartular Bitlis, Muş ve Bingöl’ü alarak murat vadisinde ilerlemişlerdir.

URARTULAR DÖNEMİNDE BİNGÖL   

Hititlerin M.Ö 1200 yıllarında yıkılmasıyla batıya doğru ilerleyen Urartular Bitlis, Muş ve Bingöl dolaylarını ele geçirdiler. Urartu kralı Menuas Bingöl yaylalarını koruyabilmek için Sebiterias, Bağın ve Mazgirt kalelerini yapmıştır.

ROMALILAR DÖNEMİNDE BİNGÖL

Dünyanın büyük imparatorluklarından biri olan Romalılar Doğu Anadolu’yu ele geçirirlerken Van gölüne doğru ilerleyişleri sırasında Bingöl ve çevresine de sahip oldular. Yine bu dönemlerde Hıristiyanlık da yayılmaya başlamış, böylece putperestlikten kitabi dine geçiş olmuştur. Asia eyaletinin bu bölümünde Ermeniler de yayılmaya başlamış Hıristiyanlığı benimseyerek bölgede çok sayıda kilise yapmışlardır. Aynı dine, fakat farklı inanışa sahip olan Romalı ve Ermeniler anlaşamamışlar, aralarındaki rekabet Bizanslılar döneminde de aynı şekilde devam etmiştir.

Roma imparatorluğu 395 yılında Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılınca Bingöl sınırları içerisinde kaldı. Bu dönemde Sasanilerle olan mücadelede zaman zaman İranlıların tehdidine maruz kaldı. Bizans imparatorları valilere verdikleri emirlerle müstahkem mevkilerle kaleler yaptırdılar. Bingöl ve çevresinde görülen bu tip kalıntılar murat suyu vadisinde Harput veya Palu’ya, Kemeha, Kiğı’ya olan istilaları önlemek içi yapılmışlardır.

İSLAM DÖNEMİNDE BİNGÖL

İslam orduları Halit Bin Velid kumandasında Diyarbakır üzerinden gelen ordu vasıtasıyla fethedildi. Fakat bölge uzun süre Müslümanların elinde kalamadı. Bir ara Hamdanilerden Seyfu’d-Devle, 328/940 tarihindeki Theodosiopolis/Kalikala seferi sırasında bu bölgeyi ele geçirdi ise de fazla kalmadı. Seyfu’d-Devle’nin seferi sırasında Bizanslılar Ancak, o dönemde Bingöl Suğur diye bilinen Bizans ile Müslümanlar arasında sınır bölgesi olması dolayısıyla, Bizans ve Müslümanlar arası savaşların zemini olmaya başladı.

SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE BİNGÖL

Türklerin Anadolu’ya akınları sonucu bu akınları durdurmak isteyen Bizanslılar ile aralarında önemli mücadeleler olmuştur. Bu dönemde Bingöl ve çevresi Anadolu’da kurulan Selçuklulara bağlı beyliklerin birinin elinden diğerine geçmektedir. Selçukluların doğudan batıya doğru yürüyüşü sonucu bu yürüyüşü durdurmak isteyen Bizans’la aralarındaki nihai savaş Malazgirt oldu. Malazgirt savaşından galip ayrılan Selçuklular ile mağlup olan Bizans arasında Kızılırmak sınır olmuştur. Çapakçur’da Selçukluların toprağına katıldı.

Selçuklu devleti Anadolu’yu kendilerine bağlı beylikler ile yönetiyorlardı. Danişmentler, Saltukoğulları, Mengücükler, gibi devletler doğu Anadolu’da hâkimiyet kurmuş beyliklerdi. Erzincan merkezli Mengücükler, Çapakçur bölgesini ellerinde tutuyorlardı. Çapakçur bölgesi 1080 yılında Kiğı ile birlikte saltukluların eline geçti.

Moğollar 1243 yılında Kösedağ savaşında Selçukluları yenince bölge Moğolların görevlendirdikleri komutanları Baycu Noyan’ın eline geçti ve ilhanlılara bağlandı. 23 yıl sonra 1266 yılında Selçuk sultanın kızı Moğollara gelin gidince, mehir karşılığı olarak Çapakçur vilayeti nahiyeleri ile birlikte ermen diyarına kadar Selçuklulara hediye edildi. Bölgede Selçuklulardan kalma eser olarak, Kiğı’da Peltenbey cami ve Solhan’a 25 km uzaklıktaki kale köyünde bir cami ve Külliye bulunmaktadır. Daha sonraki yıllarda Irak bölgesindeki Moğollara bağlı celayirliler, zaman zaman bölgeye kadar geldiler. Nitekim celayirli liderlerden Uveys bu araya uğradı. Bu tarihten itibaren bölge yerel kuvvetlerin elinde kaldı.

AKKOYUNLULAR DÖNEMİNDE BİNGÖL

Çapakçur, 1380–1468 yılları arasında doğu Anadolu’da hüküm süren Karakoyunluların hâkimiyetinde idi. Karakoyunlulara ait bir aşiret olan baranlar Çapakçur’da yaşadı. Timur Anadolu seferi sırasında burada 1387 yılında karargâh kurdu. Ancak o dönemde Çapakçur’a çekilen Karakoyunlu Kara Mehmet Timur ordusuna geçitleri kapattığı için Timur Muş’a çekilmek zorunda kaldı. bu dönemde Timur’un oğlu Şahruh ile anlaşamayarak Baysungur önünden kaçan İskender Mirza Çapakçur’a geldi. Bu bölge o dönemde bir uğrak yeri idi. Bölge Akkoyunlular ile Karakoyunlular arasında rekabet alanı olmuştu.  Karakoyunlular, Akkoyunlular’dan Diyarbakır’ı almak için Osmanlı Sultan’ı Fatih’ten izin ve yardım istemişti. Karakoyunlular Muş üzerinden Çapakçur’a varmış 30 Ekim 1467 yılında murat suyu üzerinde Çapakçur’da Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ile akkoyunlu Uzun Hasan karşı karşıya gelmiş ve yapılan savaşı Uzun Hasan kazanmıştır. Cihan Şah Kiğı’ya çekilmek zorunda kaldı. Uzun Hasan’ın askerleri Cihanşah’ı habersiz bir şekilde karargâhında bastılar ve yakalayıp öldürdüler.

Karakoyunluları ortadan kaldıran Uzun Hasan bu bölge için Osmanlılar ile mücadele girişti. Akkoyunluların Çapakçur’da eserleri bulunmaktadır. Kiğı’daki cami ve Genç ilçesi Diyarbuk köyünde bulunan kümbet tipi harabeler akkoyunlu dönemine aittir. Ayrıca Uzun Hasan eşi Despina için Genç’te bir saray yaptırmıştır.

 

Çapakçur’un Osmanlı yönetimine geçmesi Yavuz Sultan Selim dönemde gerçekleşti. Bu dönemde Osmanlı devleti ile Safevi Hükümdarı Şah İsmail arasında bu bölgede kıyasıya hâkimiyet mücadelesine girmişlerdi. Osmanlı devleti 1514 yılında çaldıran savaşında Şah İsmail’i yenerek etkinliği altındaki Doğu Anadolu topraklarını ele geçirdiler. Osmanlı hâkimiyeti süresince bölgede yaşayan halkın büyük bölümünü aşiretler oluşturmaktaydı. Osmanlı devletinde konar-göçerler sırasıyla kabile, aşiret, oymak ve oba şeklinde bölümlere ayrılmış olup, aşiret beyi (mir-i aşiret) idari işini yürütmekteydi. Çapakçur’daki aşiret yapısının da aynı olduğu XVI yy ait kayıtlarda görülmekteydi. Gerek bu dönemde gerekse daha sonraki dönemlerde tutulan kayıtlarda Türkman Ekradı veya Ekradı Yörükan adlandırılmışlardır.

Osmanlı kayıtlarına göre Çapakçur bölgesinde hâkim olan aşiretler Zaza, Lolo, İzo, Yezidi, Hılti, Çevkani, Kiki, Lusyani, Mutki, Şeyh Hasanlu, Karir, Kormek, Cibrani, aşiretlerden Yavuz Sultan Selim’in Doğu politikası neticesinde XV. yy’da Şah İsmail ve Şiiliğe karşı bir öncü kuvvet teşkil etmek üzere Konya, Karaman, Teke, Ankara ve kayseri yörelerinde yaşayan Milan, Berezan, Karakeçi, Cibran, Hasenan; Sipkan, Hayderan, Zilan, Celali gibi Oğuz Türkmen aşiretleri bu yörelere getirilmiş ve yurtluk verilerek bölgeye iskân edilmişlerdir.

Bölge Osmanlı yönetimine girdikten sonra Kiğı, Genç ev Çapakçur; Diyarbakır sancağına bağlandılar. Genç sancak merkezi yapıldı. Bu dönemde Kiğı 7900 hanelik bir kasabaydı. Nüfusu 49000 idi. Bunun 1130’u ermeni, 739’u Protestan, 270’i Rum, geri kalanı da müslümandı. 15 nahiyesi ve 217 köyü vardı.

Kiğı kasabası yöredeki öbür kasabalarda göre daha gelişmiş durumdaydı. Burada 1 hükümet binası, 18 cami ve mescidin yanı sıra, 1 rüştiye mektebi, 9 sübyan mektebi, 2 medrese, 39 kilise ve manastır, 236 dükkân/mağaza, meyhane, 2 kireçhae, 1 puruthane, mumhane, 0 bezirhane, 1 boyahane, 250 değirmen, 3 fırın, 10 köprü, 10 yaylak vardı. Gelişmiş bir kasaba olması nedeniyle Erzurum ve Elazığ arasında işlek bir ticaret merkezi oldu. Ayrıca Hamezan ve Gökçeli (horor) adlı köylerindeki iki sıcak su kaplıcası ile Gülgören dağı’nda yılda 4 ay süreyle işletilen ve cilt hastalıklarına iyi gelen bir ılıcanın bulunması kasabayı zenginleştiren etkenler arasındaydı.

Erzurum vilayeti kurulduktan sonra, Bingöl ve yöresi Erzurum vilayetine bağlandı. Erzurum’da bir defterdarlık kuruluncaya kadar Kiğı’nın demir madenleri ile muhlis ve baş tuzlaları Diyarbakır defterdarlığına bağlı kaldı.

1553 nüfus sayımlarında sancağın 197 köy ve 42 mezrası oldu kaydedilmiştir. Sancak merkezinin nüfusu 4120 idi. Bunların 20’si imam müezzin, hatip;49’u sipahizade;17’si muaf;8’i nöker (sancak beyi hizmetkârı); 1’i mütevelli; 3’ü hadem-i cami;1’i hadm-i zaviye ve 40 kadar da pir, hasta, mecnun olarak kaydedilmiştir.

Sayım defterlerinde vergi yükümlüsü nüfus (avarız hanesi) 3981’di. Bunun 2448 hanesi ve 710 bekârı Müslüman, 606 hanesi ile 124 bekârı Ermeni’ydi. Sancaktan elde edilen gelir ise şöyleydi:

109470 akçe padişaha, 203121 akçe sancak beyine, (Kiğı kasabası padişah hasları arasındaydı), 105125 aşiret beyine 365347 akçe Zaim ve tımar erlerine, 2500 akçe cenkçiyana, 10410 akçe evkaf gelirini toplayana veriliyordu.15000 akçe geçiş bacı, 28470 akçe cizye, 21000 akçe tarmuh padişah hasları arasında yer alıyordu.

Bugün Bingöl ilinde bulunan Solhan XVI. yy’da Van vilayetine bağlıydı. Bir aralık Kırkhaur ile birlikte bir sancak haline getirildiği anlaşıldı. 18.01.1598’de Bitlis

Hâkimi olan Halef Han merkeze gönderdiği bir mektupla buraların boş (hâli ve harabe ) ve şenlenmesi gerektiğini zamanlar Sancak Beyi olan Bayındır Beyin kardeşi İsa Beyin bu işi yapmaya hazır olduğunu bildirmiştir. İsa Bey, bu mektuptan sonra Solhan’a atandı. Ancak bunun dışında bu sancağa başka atama saptanamamıştır.

Bingöl ilinin güneybatısındaki Genç kazası da XVI. yy’da Diyarbakır’a bağlı bir hükümet (yurtluk) olarak gözükmektedir.

XVI. yy’da Bingöl, yer yer çıkan aşiret çatışmaları ve bölgenin Ermenilerin örgütlenme girişimleri dışında olaysız bir dönem geçirdi. Özellikle Hamidiye Alayları’nın oluşturulmasından sonra, bölgedeki çatışmaları hız kazanmaya başlamıştır.

Hamidiye Alayları II. Abdülhamit 1891 yılında kurulmuş ve Doğu Anadolu’nun sosyal, siyasal ve ekonomik yaşantısı yeni bir görünüm kazandırmıştır. Hamidiye Alaylarının kuruluş amacı Anadolu’da merkez yetkiyi güçlendirerek devletin daha etkin olduğu yaşam sosyopolitik denge oluşturmak, aşiretlerden askeri güç olarak yararlandı.

Bölgedeki Ermeni ayrılıkçı girişimlerine engel olmak, Müslümanlar ve Ermeniler arasında güç dengesi kurmaktı. Aşiretlerin böyle bir ayrı bir konumda silahlandırılması II. Abdülhamid’in Osmanlı imparatorluğu sürdürdüğü merkeziyetçilik anlayışıyla çelişmekteydi. Ancak II. Abdülhamit Hamidiye alayları’nı ileride Osmanlı ordusuna katıp, aşiretlere ayrıcalıkları geri almayı amaçlamaktaydı.


error:
error: