Medeni Hatırlatmacılık

12.07.2017

0 Yorum

Medeni Hatırlatmacılık

Tarihsel olarak medeniyet, coğrafi alan ve buna bağlı olarak insan topluluklarının emeklerinin sonucunda vücut bulmuş her türlü temel ihtiyaç doğrultusunda şekillenmiş buna bağlı olarak yine her türlü araç-gerecin, bilginin kaynaklık ettiği devasa bir kavramdır.

Medeniyetin ne olduğunu “insan” kavramı ile de anlamak mümkündür. Fakat tanımlamak bakımından insan, medeniyetin ne olduğu konusunda yeterli bir kavrayışa sahip mi ya da yeterli bir anlayış getirebilir mi bilemiyoruz. Çünkü medeniyet, bir “doğrultu”dur. İlerler. Aksamaz. Bu yanıyla medeniyet kavramının sürekli bir şekillendiriciliğe sahip olduğuna inanabiliriz.

Kavram olarak medeniyet, medenî sözcüğüyle daha iyi anlayabiliriz. Medenî; umumî anlamda görgülü, terbiyeli, kibar gibi anlamlarda kullanılır.

Özel anlamda medenî ise, faziletli, şehirli, evrensel norm ve ilkelere karşı duyarlılık gösteren’i ifade eder. Dolayısıyla medeninin şehirlilik, kentlilik ile aynı anlam ve içerikte kullanılması, faziletin, evrensel ilkelerin veya umumiyet ile anlaşıldığı üzere kibarlığın şehir yaşamı ile başlamış gibi gösterilmesi bir hata gibi görünebilir mi? Ne yani, her kibar, görgülü şehirli mi olmalı? Ya da öyle mi olacak? Belki yanlış yüklenen anlamlar ile şehirlilik, kentlilik medenî olmak ile bağlantılı değildir? Olabilir mi? Çünkü sonuç olarak kırsallıkta da görgü kurallarının, faziletin, kültürlülüğün dar da olsa yoğun olarak yaşandığı alanlardır. Dolayısıyla şehir hayatının medenî durumu ile kırsal hayatın medenî durumu arasındaki fark şehir hayatındaki medenî durumun genişleyebilme, yayılabilme ve ilerleyebilme imkanının olmasıdır. Bu durum aslında biz insan evladına bir tür “karşıtlığı” da ifade eder. Şehre göre daha medenî, daha kültürlü ve daha kibar olanlarımızın varlığı gibi. Bu durum kırsal alan için de geçerli. Bulunduğu ortama göre daha görgülü, daha efendi, daha kültürlü köylüler gibi.

Biz medenî olanı sadece “kendi” intelijansımıza göre anlamaya ya da anlamlandırmaya çalışsak da, İngilizcedeki “civil”(sivil)in de medenî olanla aynı anlamda kullanılması tesadüf olmasa gerek. Medeniyetin yarattığı “iyimserlik, evrensellik” aksamazlığı sayesinde medeni inşa figürü “sivil” ile güzel bir şekilde açıklanabilir. Çünkü sivil kelimesi, rütbesiz, statüsüz, komutasız, emirsiz hareket ile anlamlandırılır. Medeni insan ile sivil insan figürü iyimserliğin, ruhaniliğin ve genel anlamda da  vicdanî olanın sembolüdür. Yani medenî insan bir emir ve direktif ile medenî olmaz. Sivil insan da. Burada medenî insan veya sivil insan ile dile getirmek istediğimiz, insanın içindeki “iyi olanın, pozitif düşünenin, evrensel ahlaklılığın” yaşatılabilir olmasıdır. Medenî insan ne kadar iyi olursa, medenî başarı da o düzeyde olur. Kabalığın, görgüsüzlüğün, barbarlığın ve bedeviliğin altındaki “bilgisizlik, kültürsüzlük(kötü kültürlülük), beceriksizlik unsurları medenî olanın karşısındaki en büyük düşmanlardır. Medenî insan, kültürel kod ve normların farkında olandır. Bu da içinde olduğu dünyanın bilgisini bilmek ve bilgilenmek ile olur. Buna göre medenî insan aynı zamanda bilginin, bilebilirliliğin , bilgilenebilir olanın işaretidir. Bu bilgilenme, bilebilirlik insanı bir “başarı” ardılı ile özdeşleştirmeye her zaman muktedirdir. Çünkü biliriz ki bilgi(gerçek) başarıyı kazandırır. Medeni insan ne kadar başarılı olur? Bence bilebildiği kadar… Fakat ne kadar bilebilirlik “medenî insanı” oluşturur? Bunun bir ölçütü yoktur. Sanırım, bu noktada cesarete başvurmalıyız. Medenî insan cesur insandır da diyebiliriz. En azından kesin bir ölçütümüz olmasa bile. Fakat, çoğulculuk ve/veya çoğunlukçuluk tahakkümü ile karşılaşmamış insanın medenî olabilmesi veya cesaretli yada bilebilir olması veyahut da statüsüz, komutasız emirsiz davranabileceğini de bilemeyiz.

 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.