istanbul escort istanbul escort

12’inci Cadde’de Hummalı Bir Nöbet

Bulutların gökyüzüne kalıcı yerleştiği hissi uyandırdığı bir Şubat ayının son Perşembe günüydü. Karanlık yeryüzüne henüz çökmüştü. Gün akşam sularında seyrediyordu kenti. Hava o kadar soğumuştu ki yağışlı bir günden kaldığı her halinden belli olan kaldırım çukurlarında toplaşan su dördüncü haline dönüşmek üzereydi.

İkisi de az sonra olacaklardan habersiz Bingöl Üniversitesi’nin aşağı kısmına düşen uzun mu uzun bir cadde boyunca yürüyordu. Picasso tablolarını andıran caddenin insanı ürperten bir görüntüsü vardı. O caddede yürüyen herkeste huzursuzluğa benzer hastalıklı bir duygu oluştuğu rahatlıkla gözlenebilirdi. Her on adımda bir; uzun süredir aç kalmış bir insanı andıran çelimsiz bir ağaç ve uzun mu uzun ince mi ince bir sokak lambası vardı. Lamba ışıkları Bingöl kenti gibi ölgün ve mahzundu. Siyah kedilerin beyaz fareleri kovaladığı, köpeklerin insanlardan; insanların köpeklerden çekindiği bir cadde elbette huzursuzluk verici olacaktı. Her ne kadar ürpertici bir havası olsa da Zerya bu caddeyi çok seviyordu; hatta caddeye ‘’12. Cadde’’ adını vermişti. Onun ve yanındaki delikanlının dünyasında bu caddenin adı ‘’12. Caddeydi’’. Bu gerçeği hiçbir kanun bozamaz hiçbir belediye başkanı değiştiremezdi. Zerya oldukça cesur ve onurlu bir kadındı. Bir o kadar da asildi. Sıradanlığa dair en ufak bir belirti taşımıyordu; ne ruhunda, ne bedeninde ne de yüzünde. Özellikle gözleri normal bir insan gözünü kör edebilecek çoklukta renk barındırıyordu. Güneş ışığı batıdan geliyorsa gözleri yeşile, doğudan geliyorsa maviye, kuzeyden geliyorsa  griye dönüşüveriyordu. Yanaklarındaki elmacık kemiklerinin belirgin olmasından mıdır nedir bir gülüşü vardı ki gece vakti kentteki tüm evlerin ışıklarının açık olduğu manzarası gibi bir görüntü oluşuyordu yüzünde.

Delikanlı 17 yaşındaydı; bu yaştaki tüm erkekler gibi sevdiğinin elini acıtacak şekilde tutuyordu ama Zerya bu nahoş durumdan şikayetçi değildi. Her ne kadar eli acısa da biliyordu ki can yakmayan sevgi, birliktelik ya da yaşanmışlık yoktu fani dünyada. Delikanlının varlığıyla-parmaklarıyla-çektirdiği acıyı bir çiçeği koklar gibi koklayabilir göğsünde saklayabilirdi. Delikanlının yokluğunun vereceği acıyı bir saniye kadar düşünür gibi oldu. Bu yokluğun onulmaz bir acı olduğunu anlaması saniyenin onda biri kadar sürdü. Az önce delikanlıdan habersiz tahayyül ettiği bir saniye Zerya’yı çok yormuştu, delikanlıya dönerek:

-Şu banka oturalım mı çok yoruldum diye mırıldandı.

-Oturalım dedi delikanlı.

Ne olduysa bu bankta oldu sayın okuyucular.

Zerya baygın bir o kadar da hüzünlü bakışlarla delikanlının gözlerine duygu yüklü baktı, ona doğru bir adım atar gibi sokuldu. Sevecen bir rüzgâr ortalıkta dolanıyordu o vakit. Sanki yersiz yakınlaşmanın sorumlusu bu rüzgârdı. Bu yakınlaşmaya ve rüzgâra fazla itimat eden delikanlı ansızın  genç kızın dudağına yapıştı. Bu nefes alışverişi üç saniye kadar sürmüştü. O esnada siyah bir kedi, kovaladığı farenin fazlasıyla kurnaz  olmasından kaynaklanan yorgunlukla kaldırım dibinde esnedi.

Zerya sanki kötü bir rüya görmüş gibi yürekleri dağlayan bir biçimde haykırdı:

-‘’Babaa’’

Her genç kız gibi yoğun bir suçluluk ya da korku hissettiği bir olayın ortasında kalmıştı  Zerya.

Yürek burkan bir ses daha duyuldu;

-“Babacım beni affet ’’

Delikanlıya bakıyordu, gözyaşlarına boğulmuştu. Sanki ona baba diyordu. Hummalı bir nöbet mi geçiriyordu acaba? Delikanlıyı babası mı zannediyordu? O vakit halüsinasyon gördüğü açıktı. Bu nasıl bir sadakat dürtüsüydü ki Zerya ihanet ettiğini düşündüğü adamın varlığını   oturduğu bankta hissediyordu. Hemde  17 yaşındaki körpecik bir delikanlının yerinde. Oysa Zerya da her kadın gibi hayatını bir erkekle birleştirirse değer kazanacağına inanarak çıkmıştı bu yola. Toplumsal bir kanun gibi işleyen bu inanç nasıl da üstesinden gelinmesi  zor ikilem yaratıyordu kadın ruhunda? Bir yandan çok sevdiği babasına hissettiği bağlılık öbür yandan sevdiği delikanlıyla masumane bir yakınlaşma… Her ne kadar insan ruhu ikircikli hallere göre dizayn edilse de zor bir durumdu.

Delikanlı korkmuştu, ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette gökyüzünden düşüyormuş hissi uyandıran gözyaşlarını sildi. Bu gözyaşları kesinlikle delikanlının değildi olsa olsa Yusuf peygamberin olabilirdi. O esnada siyah bir kedi delikanlıyı seyrediyordu ya da o öyle sanmıştı. Zihinde ağırlanması güç bir suçluluk duygusu uyandıran, az önce neler olduğunu anlamış gibi bakan kediye yerden aldığı taşı istemsizce fırlattı. Canı yanmış bir kadın inleyişini andıran bir ses çıkaran siyah kedi oradan koşarak uzaklaştı. Bu ses Zerya’nın az önce sadakat nöbetinde/krizinde çıkardığı hezeyanlı sese çok benziyordu.

 

Mustafa Kalkan

Bir Cevap Yazın